<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<!DOCTYPE rss PUBLIC "-//Netscape Communications//DTD RSS 0.91//EN"
 "http://my.netscape.com/publish/formats/rss-0.91.dtd">

<rss version="0.91">

<channel>
<title>Merush.com</title>
<link>http://www.merush.com</link>
<description>|Pek de güzel bi com</description>
<language>tr</language>

<item>
<title>Basın Bülteni</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=810</link>
<description>
Şu anda g&amp;ouml;rmekte olduğunuz -pardon yanlış oldu, daha evvel kullanmakta olduğunuz- meruşkom sistemini bir başka domain altında s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rme kararı aldım. Bu domain sizlere yine bu sayfa aracılığı ile bildirilecektir. 

Yeni sisteme t&amp;uuml;m &amp;uuml;yeler aktarılacak. &amp;Uuml;yeler -şayet isterlerse- kendi yazılarını yeni sistemdeki alanlarına ekleyebilecekler. &amp;Uuml;yelere e-posta ile bildirim de yapılacaktır. 

Bu bağlamda ben de subdomainlerde ( blog.merush.com ) s&amp;uuml;r&amp;uuml;nmek yerine kendi domainim altındaatlarımla istediğim gibi koşturacağım. 

Kamuoyuna saygı ile duyurulur. </description>
<pubDate>Wed, 26 Sep 2007 03:54:57 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Acaba Nedir Nedir?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=809</link>
<description></description>
<pubDate>Wed, 05 Sep 2007 08:02:53 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ezginin Günlüğü - Çeyrek</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=808</link>
<description>Cumartesi g&amp;uuml;nleri hep bir hengame i&amp;ccedil;inde ge&amp;ccedil;er oldu. Cumartesi sabahları uyanır uyanmaz &amp;quot;bug&amp;uuml;n&amp;uuml; hangi alb&amp;uuml;mle anlamlandırmalıyım?&amp;quot; diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;r&amp;uuml;m. Bug&amp;uuml;n - son bir haftadır olduğu gibi- Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;'ne yer verdim. 

Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; 25. sanat yılına girerken &amp;quot;sanat&amp;ccedil;ı&amp;quot; arkadaşları tarafından hazırlanan 25 şarkılık &amp;ouml;zel bir alb&amp;uuml;m &amp;ccedil;ıkartıldı. Alb&amp;uuml;mde Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;'n&amp;uuml;n 25 g&amp;uuml;zel şarkısı 25 ayrı kişi tarafından seslendirilmiş. İsmi de &amp;quot;&amp;Ccedil;EYREK&amp;quot; .. &amp;Ccedil;eyrek asırlık bir sanat hayatı.. 

Benim Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile tanışmam da epey eskilere dayanıyor aslında. 1985 de &amp;ccedil;ıkan Seni D&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmek isimli alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n a&amp;ccedil;ılış şarkısı olan &amp;quot;Gelmiyorsun&amp;quot; ( &amp;Ccedil;eyrek alb&amp;uuml;m&amp;uuml;nde Candan Er&amp;ccedil;etin tarafından seslendirilmiş) benim &amp;ccedil;ocukluğuma dair hatırladığım melodilerden biridir. O zamanlar &amp;ccedil;ok k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kken 1996 yapımı &amp;quot;Ebruli&amp;quot; tam olarak ilk gen&amp;ccedil;liğime ( bu kelimeyi de kullandım ya, bravo bana) denk geliyor. 

Ben kuşlardan da k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kt&amp;uuml;m, bir gece vaktiydi... 


{more}

D&amp;uuml;nyanın en g&amp;uuml;zel sesli kadınlarından Sebahat Akkiraz o kadar g&amp;uuml;zel s&amp;ouml;ylemiş ki &amp;quot;Gemi&amp;quot;yi... Belki de Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nden daha g&amp;uuml;zel. Gemi'yi dinlerken &amp;ccedil;ok şey d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m bug&amp;uuml;n, Gemi'yi dinlerken &amp;ccedil;ok &amp;ouml;zledim diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m. Gemilere bakıp &amp;ccedil;ok şey d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rd&amp;uuml;m k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kken de.. Gemiler hep sanki hasret kokardı. İnsanları birbirinden ayırandı gemiler bence. Gemiye binip g&amp;ouml;zden kaybolurdu &amp;ouml;zlenenler. Deniz yutardı onları, giderlerdi.. 

Kime sorsam d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m yok, nereye gitsem mavi
Yelkenimde deli r&amp;uuml;zg&amp;acirc;r, her yanım tuz, deliyim

Ve Levent Y&amp;uuml;ksel... Sesiyle her şeyi başarabilen adam.. Selluka'yı s&amp;ouml;ylerken i&amp;ccedil;imdeki t&amp;uuml;m duyguları yerinden oynatan adam.. Başka s&amp;ouml;ze gerek bırakmayan bir şarkı.. Yazıyı yarıda kestiren, 3 kere &amp;uuml;st &amp;uuml;ste dinlenen şarkı..

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir d&amp;uuml;nyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan

Bir tek Sezen Aksu'yu beğenmedim sanırım. Sezene gitmemiş 1980... Sigaranın dumanına sardırdan daha naif bir ses olabilirdi.. Elbette ki g&amp;ouml;nl&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml;n krali&amp;ccedil;esi Sezen.. 
Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;'n&amp;uuml;n son alb&amp;uuml;m&amp;uuml; &amp;quot;Dargın mıyız?&amp;quot; &amp;ccedil;ıktığından beri her g&amp;uuml;n dinlediğim &amp;quot;Yan Kalbim&amp;quot;i alb&amp;uuml;mde bulamamış olmanın derin h&amp;uuml;zn&amp;uuml;ne gark olmuşken s&amp;ouml;zlerimi &amp;ccedil;ok eskilerden &amp;quot;Bah&amp;ccedil;edeki Sandal&amp;quot; ile bitiriyorum. D&amp;uuml;nyanın en g&amp;uuml;zel melodilerinden..Bana 2005 Eyl&amp;uuml;l&amp;uuml;nde c&amp;uuml;mleler kurduran sandal... 

Alb&amp;uuml;m&amp;uuml; &amp;ccedil;ok beğenmekle beraber i&amp;ccedil;inde Ezginin G&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;'nden de şarkı dinleseydik iyi olurdu diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Hatta yakın zamanda yeni bir alb&amp;uuml;mle karşımıza &amp;ccedil;ıksınlar. </description>
<pubDate>Sat, 01 Sep 2007 09:25:37 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İnsan Diyeti</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=806</link>
<description>Ge&amp;ccedil;en haftanın bir &amp;ccedil;ok dergisinde, bir &amp;ccedil;ok gazatede , bir &amp;ccedil;ok internet sitesinde &amp;quot;İnsan Diyeti&amp;quot;nden bahsedildi. Peki neydi İnsan Diyeti? 
&amp;quot;Yirminci y&amp;uuml;zyılın en &amp;ccedil;ok tartışılan yazarlarından Ayn Rand, &amp;lsquo;Bencilliğin Erdemi&amp;rsquo; (The Virtue of Selfishness) teorisinde, bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değer olduğunu s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor. Rand&amp;rsquo;a g&amp;ouml;re, en &amp;ouml;nemli ahlaki değer, insanın kendi iyiliği. &amp;quot; 



Elbetteki bu diyet &amp;quot;insan yiyerek&amp;quot; yapılan bir zayıflama diyeti değil. İşin &amp;ouml;ğreti kısmında &amp;quot;Sevmediğiniz insanlardan uzak durun&amp;quot;felsefesi yatıyor. &amp;quot;Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan kurtulmanın yolları nelerdir?&amp;quot; diye soracak olursanız Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya başlayacaklar.

{more}

Erol Evgin , bu felsefeye isim babalığı etmiş. Yavrusunu kucağına almasına sebep olansa bir m&amp;uuml;şterisi! M&amp;uuml;şteriler.. Ah.. Siz yok musunuz, meğer ben yıllardır hi&amp;ccedil; ders &amp;ccedil;ıkaramıyormuşum m&amp;uuml;şterilerimin yaptıkları &amp;quot;gerzeklikler&amp;quot;den. Halbuki yazsam yazsam roman olurmuş, o da olmazsa felsefe olurmuş.

Hayatınızda size zorluk &amp;ccedil;ıkaran bu insanlardan uzak durun! Tıpkı size zararı dokunan yiyeceklerden uzak durabildiğiniz gibi.

Sorayım o halde, 
Para kazanmak maksadıyla bir işte &amp;ccedil;alışıyoruz, patronumuz, evet evet o deli bizi herg&amp;uuml;n deli ediyor, &amp;uuml;st&amp;uuml;ne &amp;uuml;stl&amp;uuml;k işyerindeki diğer &amp;ccedil;alışanlar da cabası! Herkes birlik olmuş bizi deli etmeye uğraşıyor. Kalkmış Erol Evgin bize &amp;quot;uzak durun bu insanlardan!&amp;quot; diyor. Nasıl uzak duralım Erol Bey? Peki Doktor Erol Bey, sizin g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;z nedir konuyla ilgili olarak?

İş insanlardan uzak kalarak bunu sağlamak değildir. Uzaklaşarak sadece &amp;quot;yalnızlığı&amp;quot; se&amp;ccedil;ersiniz. Olayın &amp;ouml;z&amp;uuml; insanların i&amp;ccedil;inde iken huzura ermek ise bu konu başka. En başta &amp;ouml;zenli olacaksınız, iki kere d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p &amp;ouml;yle laf anlatacaksınız. Dişlerinizin sağlam olması &amp;ouml;nerilir, sıklıkla fır&amp;ccedil;alayacak &amp;ouml;zen g&amp;ouml;stereceksiniz dişlerinize ki sıktık&amp;ccedil;a sorun &amp;ccedil;ıkarmasın. Alın size insan diyeti. 

Sonrasında da &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeyeceksiniz, herkesin her dediğini ciddiye almayacaksınız. Misal Erol Evgin'i canınız sadece dingin bir akşam ge&amp;ccedil;irmek istediğinde dinleyeceksiniz, insan diyeti anlatırken değil &amp;quot;işte &amp;ouml;yle bir şey....&amp;quot;i s&amp;ouml;ylerken.... Bakın, huzur da geldi oturdu yanınıza..

Boşverin diyeti, can boğazdan gelir! Boğazlayın insanları!</description>
<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 06:22:41 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>7087 Sokak</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=805</link>
<description>Ben k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kken sokağımızın adı 7087 Sokak idi.7086 Sokak ile 7087 Sokak ın &amp;ouml;p&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; noktadaydı evimiz.(+ gibi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n sevgili okuyan, yorma beni) Ama evin kapısı 7087ye baktığı i&amp;ccedil;in kendimizi 7087 Sokaklı sayıyorduk biz. Hatta o yıllar milliyet&amp;ccedil;ilik biz &amp;ccedil;ocuklar arasında &amp;ouml;yle yayılmıştı ki yan evde oturan &amp;ccedil;ocuğa &amp;ldquo;git kendi sokağında oyna, burası 7087 sokak, sen 7086 sokak &amp;ccedil;ocuğusun!&amp;rdquo; diye girişirdim. Tabiki bunu dedikten sonra 7086 sokak hudutlarına girdiğimde oradan aynı gerek&amp;ccedil;eyle kovulurdum. Dolayısıyla yan evimdeki &amp;ccedil;ocuklarla &amp;ldquo;&amp;ccedil;ocukluk arkadaşı&amp;rdquo; olamadım.
&amp;Ouml;te yandan annem 1940lardan kalma olduğunu zannediyor olsa gerek o yıllarda pek değişik bir kadındı. Buna neden olarak 4 tane cırcır b&amp;ouml;ceği gibi kızın etrafta koşuşturması tabiki g&amp;ouml;sterilebilir hele ki en b&amp;uuml;y&amp;uuml;ğ&amp;uuml;5 en k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;ğ&amp;uuml; 1 yaşındaysa ! Kadıncağız bundan m&amp;uuml;tevellit o yaşlarını 80 yaşındaki teyzeler gibi ge&amp;ccedil;irmiştir. O g&amp;uuml;nlerin &amp;uuml;zerinden 20 sene ge&amp;ccedil;miş ve annem giderek 20lerindeki gen&amp;ccedil; kız edasını ancak kazanmıştır. Neyse konumuza d&amp;ouml;nelim (konumuz mu vardı ki). Evet evet 7087 Sokak. Annem o yıllarda bizi son derece eğlenceli anlara sevk eden tuhaflıklarına bir yenisini eklemeden g&amp;uuml;n&amp;uuml; bitirmezdi. Bir g&amp;uuml;n elinde yemek kep&amp;ccedil;esiyle kapıda karşıladı beni. &amp;ldquo;Hangi sokaklardasın sen yaramaz! Seni arıyorum sabahtan beri!&amp;rdquo; Bense 4 yaşımın t&amp;uuml;m zeka belirtilerini fazlasıyla taşımış olduğumdan anında cevabı yapıştırmıştım. &amp;ldquo;7087 Sokakta anne!&amp;rdquo; Bu diyaloğumuzun sonraki seneler boyunca her aile toplaşmasında dillendirileceğini bilmeyerek yatağa yollanmıştım annemin tuhaf tuhaf bakışları eşliğinde.
7087 Sokak demek b&amp;uuml;t&amp;uuml;n d&amp;uuml;nya demekti benim i&amp;ccedil;in. Daha &amp;ldquo;yedi bin seksen yedi&amp;rdquo; diyemeyen yaşımda olduğum d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;l&amp;uuml;rse bu benim i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k gelişmeydi. 7087 Sokak g&amp;uuml;venliydi, 7087 Sokak kızları 7086 Sokak oğlanlarını d&amp;ouml;vebiliyordu! Annem sokağa &amp;ccedil;ıkmama değil 7087 Sokak a &amp;ccedil;ıkmama izin veriyordu. Ne g&amp;uuml;zeldi.
7087 &amp;lsquo;ye sonraki uzun seneler &amp;ldquo;yetmiş seksenyedi&amp;rdquo; dediğimi ya da 4 rakamlı sayıları hep ikişer ikişer s&amp;ouml;ylemeyi bıraktığımda 20li yaşlarıma gelmiş olduğumu itiraf etmeme gerek var mı ? Bence yok, bir yazıda bir tane k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kl&amp;uuml;k anısı yeter. </description>
<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 12:41:55 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Şiire Gazele</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=802</link>
<description>
Geleneksel Şiir Gecelerime son birka&amp;ccedil; yıldır ara verdiğimi farkettim bu sabah. Bu sabah havanın sessizce aydınlanmasına bakarken uykusuz g&amp;ouml;zlerimle tam olarak bunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m. Şiirin i&amp;ccedil;ine ge&amp;ccedil;miş dizlerimi okudum ardından, şiirin gizeminde buldum kendimi. C&amp;uuml;mlenin en g&amp;uuml;zel yerinde sen uyandın, &amp;ouml;pt&amp;uuml;n alnımı usulca.....


Ben şimdi bir yabancı gibi g&amp;uuml;l&amp;uuml;mseyen
Tanımadığın bir &amp;uuml;lke gibi
İ&amp;ccedil;inde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken
.
E.CANSEVER</description>
<pubDate>Tue, 31 Jul 2007 04:13:40 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>KİM ONLAR?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=801</link>
<description>Bundan yıllar &amp;ouml;nce yatağımdan neredeyse d&amp;uuml;şmeme yol a&amp;ccedil;an bir r&amp;uuml;yanın, ilerleyen zamanda hayatıma doğrudan etki edeceğini bilseydim, herhalde bu r&amp;uuml;ya &amp;uuml;zerine daha doğru bir değerlendirme yapma fırsatım olurdu. Boşlukta y&amp;uuml;zerken, karanlığın i&amp;ccedil;inde sırtı bana d&amp;ouml;n&amp;uuml;k uzun sa&amp;ccedil;lı bir kıza tutunmaya &amp;ccedil;alışıyor ve d&amp;uuml;şmemeye gayret ediyorum, elimi her uzatışımda tam yakalamak &amp;uuml;zereyken sanki bir hava akımı giriyor araya ve ondan uzaklaştırıyordu beni. R&amp;uuml;yanın herhangi bir sonu var mıydı? A&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;ası hatırlamıyorum, boşluğa d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş m&amp;uuml;yd&amp;uuml;m? Yoksa kıza tutunmuş muydum? Hala aklımı kurcalayan bir muamma olarak arada sırada d&amp;uuml;rter beni. O zamanlarda daha eski bir zamanda yaşanmış olan ve hayatımın akışını sonsuza dek değiştiren bir birlikteliğin son kırıntıları olarak yorumlamıştım bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;leri. Nerden bilebilirdim gelecekten gelen bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml; olduğunu. Nerden bilirdim o sa&amp;ccedil;ların ona ait olduğunu. Hayatımın akışı bir kez daha değişti, sonsuza kadar. Onun varlığıyla anlam kazandı ama onun yokluğunda neler olur a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;ası d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmek bile korkutur oldu. T&amp;uuml;m zamanlarımın en hiperaktif d&amp;ouml;nemlerinden birini yaşıyorum onun sayesinde, yıllar &amp;ouml;ncesinde kalan &amp;ccedil;ılgın g&amp;uuml;nler geri d&amp;ouml;nm&amp;uuml;ş gibi. Garip bir şekilde hoşuma gidiyor bu yaşlarda &amp;ccedil;ılgınlık yapmak. Yaşıtım olan dostlarımın b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;oğunluğu artık &amp;ccedil;oluk &amp;ccedil;ocuğa karışmış, g&amp;ouml;bek b&amp;uuml;y&amp;uuml;t&amp;uuml;p, geviş getirmekle meşguller. 



{more}



D&amp;uuml;n gece bir r&amp;uuml;ya g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m, resmen ne oluyoruz dedim kendime uyandığımda, bir evdeyim, &amp;ouml;n&amp;uuml;mde o var, koridorda y&amp;uuml;r&amp;uuml;yoruz. Ben tuvalete gideceğim diyorum, kapıya y&amp;ouml;neliyorum, o da yanımda. Kapıyı a&amp;ccedil;maya &amp;ccedil;alışıyorum ama nafile. Kapı sıkışmış galiba diyorum. O da bana &amp;ldquo;onlar izin vermiyor i&amp;ccedil;eri girmene&amp;rdquo; diyor. Ben &amp;ldquo;kim onlar&amp;rdquo; diye soruyorum. Cevap vermiyor, kapının kolunu tutup indiriyor. Kapı bu sefer a&amp;ccedil;ılıyor. İ&amp;ccedil;erden resmen bir esinti y&amp;uuml;z&amp;uuml;me &amp;ccedil;arpıyor ve bunu hissediyorum. Garip bir durum, i&amp;ccedil;eri girmek i&amp;ccedil;in hamle yapıyorum ve ışığı yakıyorum. Işık birden s&amp;ouml;n&amp;uuml;yor. Ben yine a&amp;ccedil;ıyorum, tam girerken tekrar s&amp;ouml;n&amp;uuml;yor. Bu arada o yanımda y&amp;uuml;z&amp;uuml;me bakıyor. G&amp;ouml;zleri, g&amp;ouml;zlerimin i&amp;ccedil;inde resmen. &amp;ldquo;i&amp;ccedil;eri girmeni istemiyorlar&amp;rdquo; diyor. Ben yine &amp;ldquo;kim onlar&amp;rdquo; diyorum. Tekrar i&amp;ccedil;eri hamle yapıyorum, kapıdan ge&amp;ccedil;iyorum ve tekrar kendimi koridorda, kapının &amp;ouml;n&amp;uuml;nde buluyorum. &amp;ldquo;E iyide ben i&amp;ccedil;eri girmiştim, nasıl dışarı &amp;ccedil;ıktım şimdi&amp;rdquo; diyorum. O hala bana bakıyor. Elim uzatıyorum, uzun sa&amp;ccedil;larını okşuyorum yavaş&amp;ccedil;a, g&amp;ouml;zlerinin i&amp;ccedil;ine bakıyorum. Tekrar soruyorum &amp;ldquo;kim onlar&amp;rdquo;. Cevap vermiyor, g&amp;ouml;zlerimin i&amp;ccedil;inde g&amp;ouml;zleri, tebess&amp;uuml;m ediyor. Birbirimize bakıyoruz sanki sonsuza uzanan bir zaman dilimi i&amp;ccedil;indeyiz. Aniden koridor uzamaya başlıyor, o da uzaklaşmaya başlıyor koridorla birlikte. Hızla peşine d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yorum, elim ilerde tutmaya &amp;ccedil;alışıyorum onu, yaklaşıyorum tam yakalayacakken bir esinti uzaklaştırıyor beni. Yine hamle ediyorum, tam tutarken aynı esinti. Birden kalbimin yerinden &amp;ccedil;ıkacağını zannediyorum. Yıllar &amp;ouml;ncesinin r&amp;uuml;yası aklıma geliyor. O anda yatakta ne pozisyonlara giriyordum acaba bilmiyorum ama, uyandıktan sonra &amp;ccedil;arşafın ve pikenin ayrı ayrı noktalardan bana baktıklarını g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce baya &amp;ccedil;ılgın bir yatış durumu olduğu anlaşılıyordu. Ben, r&amp;uuml;ya aklıma gelince, inanılmaz bir diren&amp;ccedil;le hamle yapıyorum tekrar, esinti artık fırtınaya d&amp;ouml;nm&amp;uuml;ş durumda, karşı tarafta her ne var ise o da benim t&amp;uuml;m g&amp;uuml;c&amp;uuml;mle direnip, ona ulaşmaya &amp;ccedil;alıştığımı fark ediyor. &amp;ldquo;bu sefer yemezler&amp;rdquo; gibisinden bir şeyler s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yorum, hatta bağırıyorum sanırım, oraları fazla net değil, uyanma durumuna yakınım ondan herhalde. Y&amp;uuml;z&amp;uuml;me ger&amp;ccedil;ekten &amp;ccedil;arpan şeyler var sanki, t&amp;uuml;m g&amp;uuml;c&amp;uuml;mle itiyorum, elimi uzatıyorum, kolunun altına sokuyorum elimi, iyice kavramak &amp;uuml;zereyim ve g&amp;ouml;zlerimin a&amp;ccedil;ılmasıyla birlikte yatakta hızla doğruluyorum. Neydi bu be dedim kendi kendime. Ne oluyoruz? Hemen kalktım, banyoda y&amp;uuml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; inceledim. O kadar ger&amp;ccedil;ek gibiydi ki y&amp;uuml;z&amp;uuml;me &amp;ccedil;arpan nesneler, acaba bir hasar var mı diye bakıyorum.Yatağıma oturdum, sabah yedi civarı. Uzun zamandır, noktası virg&amp;uuml;l&amp;uuml;ne net hatırladığım bir r&amp;uuml;ya olmuştu bu. Biraz kafamı toparladım, iyice kendime geldim, tekrar d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m r&amp;uuml;yayı. Baştan sona tekrar yaşadım ve hakikaten t&amp;uuml;ylerim &amp;uuml;rperdi. Sonra tekrar yattım, bir şeyler daha g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m muhakkak ama bunu &amp;uuml;zerine yenisini hatırlamam m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değildi tabi. 

Şimdi bu r&amp;uuml;ya meselesi nerden &amp;ccedil;ıktı? Yıllar &amp;ouml;ncesinin geleceği haber veren ilk b&amp;ouml;l&amp;uuml;m kabul ettiğim r&amp;uuml;yanın bir devamı d&amp;uuml;n gece mi yaşandı? Aklımda bu sorularla şimdi bu satırları yazıyorum. Sonuca ulaşır mıyım, pek sanmıyorum. Ama en azından yazılı olarak tescilli hale gelecek. Yalnız ilk g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;me g&amp;ouml;re kendim de takdir ettiğim tek bir fark var. İnanılmaz bir diren&amp;ccedil;le saldırdım ve sanırım uyanmadan &amp;ouml;nce onun kolunu yakalamayı başardım. İşte bu sanırım onları fena sinirlendirdi. Kimse artık onlar...</description>
<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 07:56:53 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kırılan Kalpler İçin Yapıştırıcı</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=800</link>
<description>6 ay kadar &amp;ouml;nce başlamıştı ilk kez bu hissim. Kimsesizlik ve yalnızlık arası bir histi. Yalnız kalmak kısmen keyifli kısmen can yakarken kimsesizlik hep k&amp;ouml;t&amp;uuml;yd&amp;uuml;. Kimsesizdik ben ve 5 yaşındaki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kız halim. Bazen b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;k, bir afra bir tafra.. Sonra d&amp;uuml;şt&amp;uuml;k. Bazen ben onu b&amp;uuml;y&amp;uuml;tmeye &amp;ccedil;alıştım, ama &amp;ccedil;oğunlukla onun &amp;ccedil;ocukluğuna yenik d&amp;uuml;şt&amp;uuml;k. Bu d&amp;uuml;nyada &amp;ccedil;ocuk olmak g&amp;uuml;&amp;ccedil;s&amp;uuml;z olmak demekti. Kaldırdım onu en son d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; yerden. Şimdi dizlerindeki yaralar bereler de ge&amp;ccedil;ince kocaman bir kadın olacak o 5 yaşındaki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kız... Kocaman ve g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;... 
&amp;Ouml;zendiğim, imrendiğim, &amp;quot;bu benim olsuuuunn&amp;quot; diye huysuzlandığım &amp;ccedil;ok şey olmamıştı &amp;ccedil;ocukluğumda. Ben hep herşeyin en g&amp;uuml;zeline sahip olduğuma inandırmıştım kendimi. En k&amp;ouml;t&amp;uuml; şeyleri bile g&amp;uuml;zelleştiren kocaman g&amp;ouml;zlerim vardı &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;. Sonra birileri o g&amp;ouml;zlerden yaşlar akıtınca değişti g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;m, sonra kalbime aktı, sonra kalbimi kırdı herkes. Ben en &amp;ccedil;ok kendime kızdım, kabul ettiğim i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;zyaşını kendime kızdım. 
Şimdilerde kimsenin o g&amp;ouml;zyaşlarına değmeyeceğine inanmak istiyor kalbim, kırılmak istemiyor. İnatla tutunmak isterken hayata bir tekme ile yere d&amp;uuml;şmek istemiyor kalbim. 
Topuklarımla t&amp;uuml;m d&amp;uuml;nyayı eziyorum ben sabahları evden &amp;ccedil;ıkarken.Gece boyunca kirlenmiş d&amp;uuml;nya d&amp;uuml;zleşiyor sayemde.. G&amp;uuml;zelleşiyor d&amp;uuml;nya ben g&amp;ouml;zlerimi a&amp;ccedil;ınca.. İyi geliyor d&amp;uuml;nyaya benim g&amp;uuml;l&amp;uuml;msemem. Gece boyunca kırılan t&amp;uuml;m kalpleri iyileştiriyor benim uyanışım. 
Sadece buna inanmak, sadece bunu savunmak istiyorum ben...</description>
<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 10:29:01 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kalbim Ege'de Kaldı</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=799</link>
<description>

Kadehimi vurdum
Karşı yakaya
Efeler kalktı şerefe
Sevgimi attım dostlarım tuttu
Bir ağıt yaktım kadere





D&amp;uuml;nyanın en g&amp;uuml;zel yerinde kollarını a&amp;ccedil;mış melekler. Kalbinin tam orta yerine kuşlar konmuş. Senin olmadığın diyarlardan gelen bir meltem okşamış yanağımı. Yakamozla bir olup &amp;ouml;rtm&amp;uuml;şler &amp;uuml;zerimi akşam serinliğinde.. 
Dibine vurmuşum akşam sefasının. Kadehimin yarısında başlamış g&amp;ouml;zyaşlarım, kadehimin dibinde seni bulmuşum. İ&amp;ccedil;imden akıp giden sahneler canlanmış denizin &amp;uuml;zerinde , kalbimi almış tam orta yerine bırakmışsın denizin. Bırakmışsın kalbimi Ege'nin sularına.. Kalbimi g&amp;ouml;mm&amp;uuml;şs&amp;uuml;n... Ben uyurken melteme kucaklatmışsın beni, yollamışsın uzağına... 


Yareme tuz diye
Yakamoz bastım
Tek şahidim aydı
Aman aman
Bir elimde defne
Bir elimde sevdan
Kalbim Ege'de kaldı









</description>
<pubDate>Tue, 24 Jul 2007 04:21:12 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ben böyle işin içine, SEÇİM !</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=797</link>
<description>Abilerim ablalarım şu elimde g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş olduğunuz memleketin tapusunu yanında onuru, şahsiyeti,tarihi, insanıyla birlikte 5 yıllığına satıyorum. Bitmedi ihaleler de yanında... Bitmedi anam babam bu pusulada yazılı partilerin tekmili birden sizin. Şucu olun bucu olun aynı yolun yolcususunuz. Yanında bu traş makinesi bedava. Size verilen vaatleri dinlerken sallarsınız. Abiler ablalar tepkisiz kalma, kendini kaybetme Oferlerle, barzanilerle aynı masaya oturma. Oturanları unutma. Abiler ablalar sahip &amp;ccedil;ık vatanına da biz vapurlarda boya kalemleri satalım. Memleketin neyi var neyi yok gitmesin. Memleketin misafirperverliğini pazarlayalım, o g&amp;uuml;zel insanık hallerini satalım bizden geri memleketlere. &amp;Ouml;zendiklerimizin &amp;uuml;&amp;ccedil; kuruşluk niteliklerine ağzını a&amp;ccedil;ık avu&amp;ccedil;ları kaşınarak bakan &amp;ouml;zentilerden kurtulmak i&amp;ccedil;in vatanına sahip &amp;ccedil;ık abiler ablalar. &amp;Ouml;nce temizlik yap ki sonra hakedenlere meydan a&amp;ccedil;ılsın seve seve koşalım sandıklara... Abiler ablalar ka&amp;ccedil;ma, koş sandığa, tık vatanını pazarlayanları hakettikleri &amp;ccedil;ukura...</description>
<pubDate>Sat, 07 Jul 2007 02:29:11 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Gülüyorum</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=796</link>
<description>
Bir sesin kulağının &amp;ccedil;ok yakınlarına gelip de tam fısıldayacakken aniden uzaklaşması gibi geliyor bug&amp;uuml;nlerde bana yazma eylemi. Sorgusuz sualsiz yaşama isteğimin başg&amp;ouml;steriği bu g&amp;uuml;nlerde tıpkı 14 yaşımın t&amp;uuml;m asiliği ile reddediyorum t&amp;uuml;m kanıksanmışlarımı. Bunların arasında bazen sen de giriyorsun, bunların arasından bazen sen de sıyrılıyorsun. Ben ne dediğimi bilmez g&amp;uuml;nler yaşarken , sen geceleri &amp;uuml;zerimi &amp;ouml;rtmeye &amp;ccedil;alışıyosun bunca sıcağın &amp;uuml;st&amp;uuml;ne. Nank&amp;ouml;rl&amp;uuml;k yapıyorum yine ve hep. 
G&amp;ouml;ky&amp;uuml;z&amp;uuml;nde ufak serin taneler var. Havanın can sıkan bir bi&amp;ccedil;imde &amp;uuml;zerimize yağdığı bug&amp;uuml;nlerde o bir ka&amp;ccedil; serin taneden nasibimi alıyorum. En &amp;ccedil;ok geceleri. Geceleri bir anlık boşluğumdan faydalanan t&amp;uuml;m &amp;ouml;zlemlerim, t&amp;uuml;m g&amp;ouml;zyaşlarım gelip beni bulduklarında yağıyor &amp;uuml;zerime serin taneler. Giderek buz kesmemi sağlıyor ...giderek &amp;uuml;ş&amp;uuml;memi. Giderek yalnızlığın ismini bana daha &amp;ccedil;ok anımsatmak i&amp;ccedil;in uğraşıyor. Ben &amp;uuml;ş&amp;uuml;y&amp;uuml;p koynuna giriyorum sonra senin. Dalıyorum sıcak g&amp;ouml;ğs&amp;uuml;ne, acıyorum az &amp;ouml;nce &amp;uuml;ş&amp;uuml;yen &amp;ccedil;ocukluğuma. Yanımdan u&amp;ccedil;up gidiyor sonra zaman. ge&amp;ccedil;ip gidiyor, beni &amp;ouml;ylece senin koynunda bırakıyor... 
{more} 
G&amp;ouml;zlerim karardığında a&amp;ccedil;mıyorsun ışığı artık. kendinle &amp;ouml;yle meşgul, kendinle &amp;ouml;yle savaş halindesin ki benimkaranlığımı g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yorsun. G&amp;ouml;rsen uzanamıyor, baksan yaranamıyor, tutsan&amp;ccedil;ekemiyorsun. 
Geceler bana bir ka&amp;ccedil; serinlik sunuyor yokluğunda. Bu sıcak g&amp;uuml;nlere nank&amp;ouml;rl&amp;uuml;k edip t&amp;uuml;m o serinliklerden bir an evvel kurtulmak istercesine inatla g&amp;uuml;l&amp;uuml;ms&amp;uuml;yorum. G&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m heryere daha &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;neş doğuyor. Ben g&amp;uuml;ld&amp;uuml;k&amp;ccedil;e yanıyor d&amp;uuml;nya sıcaktan.. Ben g&amp;uuml;ld&amp;uuml;k&amp;ccedil;e nefes alamıyor yery&amp;uuml;z&amp;uuml;. Ben inatla g&amp;uuml;l&amp;uuml;yorum, t&amp;uuml;m serinlikleri yokedercesine g&amp;uuml;l&amp;uuml;yorum. 
G&amp;uuml;l&amp;uuml;ş&amp;uuml;m&amp;uuml;m hi&amp;ccedil; eksik olmadığı bir &amp;ouml;m&amp;uuml;r diliyorum sana en sıcak gecelerin sabahında.. </description>
<pubDate>Sun, 01 Jul 2007 06:03:18 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Hiç Bitmeyen Senfoni...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=795</link>
<description>Gizemli bir m&amp;uuml;zik dolaşıyor kulaklarımda, sessiz r&amp;uuml;zgarların, sessiz dalgaların &amp;ccedil;ok uzaklardan kulağıma getirdiği. H&amp;uuml;z&amp;uuml;nl&amp;uuml; gibi, ama değil, dinledik&amp;ccedil;e keyif veriyor, notaların ahengine alışınca kulak, daha &amp;ccedil;ok duymak istiyor, hi&amp;ccedil; bitmesin bu gizemli m&amp;uuml;zik diyor. 
Aranıyorum, nerden geliyor bu m&amp;uuml;zik, kaynak &amp;ccedil;ok uzakta, ama ben yanımda gibi hissediyorum, aylardır b&amp;ouml;yle hissediyorum. Artık daha net dinliyorum m&amp;uuml;ziği, ruhumun derinlerinde dolaşıyor, damarlarımın i&amp;ccedil;inde akıyor, beyin kıvrımlarıma h&amp;uuml;kmediyor, yaşadığımı hissettiriyor t&amp;uuml;m g&amp;uuml;zelliğiyle. Koca bir orkestra &amp;ccedil;alıyor, inanılmaz bir senfoni bu, hi&amp;ccedil; bitmeyen senfoni, hen&amp;uuml;z yazılmamış olan, ama duyabildiğim ve sadece bana ait olan, bu m&amp;uuml;zik kalbimde &amp;ccedil;almaya devam edecek, notalar g&amp;uuml;n&amp;uuml;n birinde sonbahar yaprakları gibi solsa da, ben her zaman o m&amp;uuml;ziği duyacağım, hi&amp;ccedil; unutmamacasına, daima sevgiyle ve keyifle dinleyerek&amp;hellip;
</description>
<pubDate>Sat, 23 Jun 2007 05:41:25 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kolay Mı?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=794</link>
<description>Belli belirsiz bir r&amp;uuml;yaydı en başlarda, bir adım attık&amp;ccedil;a a&amp;ccedil;ılıyordu netliği, bir adım atmadan g&amp;ouml;remiyordun &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;, buğusu hep kalıyordu bir ka&amp;ccedil; adım sonrasının. Kendine bu kadar &amp;ccedil;eken de buydu belki de, g&amp;ouml;zlerinin &amp;ouml;n&amp;uuml;nde olan t&amp;uuml;m &amp;ccedil;ıplaklığıyla g&amp;ouml;rebildiğin hayat değil , buğusu g&amp;ouml;zlerini kamaştıran r&amp;uuml;yaydı hayata tutunduran. Hep bir adım geriden gelen, sen durduk&amp;ccedil;a koşar adımlarla &amp;ouml;n&amp;uuml;nden akıp giden ger&amp;ccedil;ek hayattı oysa ; farkedemedin. 
Buğusunu yitirdi sonra r&amp;uuml;ya. Herşeyiyle apa&amp;ccedil;ık &amp;ouml;n&amp;uuml;ndeydi, g&amp;ouml;zlerinin &amp;ouml;n&amp;uuml;nden akıp gidiyordu sahneler. Ger&amp;ccedil;ek d&amp;uuml;nyaya her zaman yapılan nank&amp;ouml;rl&amp;uuml;klerin sırası bu sefer r&amp;uuml;yana gelmişti. Bir ka&amp;ccedil; adım sonrasını bildiğin bir r&amp;uuml;yada olmak istemedin.
Kolay değildi evet, ağlamadan, d&amp;ouml;kmeden g&amp;ouml;zyaşını kabullenmek kolay değildi. Kolay değildi &amp;quot;mutlu olmak en zor anında..&amp;quot; T&amp;uuml;m melodiler ayrılık &amp;uuml;st&amp;uuml;ne idi. T&amp;uuml;m yollar sana geliyordu. Kolay değildi. 
Sahipsiz bıraktığın kelimeler d&amp;uuml;n gece gelip yanıbaşımda uyudular. Bana masalı onlar yazdı, bana masalı onlar okudu. Sahipsiz bıraktığın kelimelerim bana sığındı. Sen gitmiştin, ben ve kelimelerim kalmıştık. Sen.... Gitmiştin.....
</description>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 03:36:17 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bilişim, Hissedişim</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=793</link>
<description>Bilişim , &amp;ccedil;ok eskiye dayanıyor. Tarihin tozlu sayfalarına uğurlanacak denli uzunca bir yaşam katetmesem de , bilişim hatırladığım ilk g&amp;uuml;nlerime dayanıyor. Bilişim ve sonrası diye ikiye ayırabiliriz hayatımı. Eline bir bı&amp;ccedil;ak alıp hayatı orta yerinden kesmek isteyen dengesiz planlarımdan biri gibi g&amp;ouml;stermemek i&amp;ccedil;in uzatıyorum lafı. Bilişim &amp;ccedil;ok eski g&amp;uuml;nlerime kadar uzanıyor, uzanıp geri getiremiyor o g&amp;uuml;nleri, uzatıp beni bırakmıyor orada. 

&amp;quot;Bilişimle ilgili bir yazı yaz&amp;quot; dedi i&amp;ccedil; sesim bana. İ&amp;ccedil; sesim teknik analizlerden uzak, sosyal olguların tam g&amp;ouml;beğinde bir yerlerden seslendi bana bu sefer. Dinledim.
Bilişim, biliyor oluşumdu. Bildiklerimin aklımda beynimde yer etmesiydi. Yıllar s&amp;uuml;ren bir s&amp;uuml;recin başlangıcıydı. &amp;quot;Kendimi bildim bileli&amp;quot; ile başlayan, ebediyete kadar s&amp;uuml;r&amp;uuml;p gidecek olan hissiyatlar b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;yd&amp;uuml;. Bildiklerimin başında &amp;quot;anne olgusu&amp;quot; , &amp;quot;baba kucağı&amp;quot; , &amp;quot;kardeş kavgası&amp;quot; varken yılların araya acımasızca girişiyle bu bildiklerim zamanla &amp;quot;anne yokluğu&amp;quot; , &amp;quot;baba &amp;ouml;zlemi&amp;quot;, &amp;quot;kardeş kokusu&amp;quot;na d&amp;ouml;n&amp;uuml;şm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Bilişim beni burada yalnız bırakmıştı işte. Ben sadece yalnızdım ve hisleri &amp;quot;biliyordum&amp;quot;.

{more} 
Zamanla hayatın i&amp;ccedil;inde bir dekor olmadığımı, aslında kendi hayatımın başrol oyuncusu olabileceğimi bilmeye başladım. &amp;Uuml;zerimde kabarık bir &amp;quot;prenses eteği&amp;quot; ile kocaman ışıkların altında y&amp;uuml;r&amp;uuml;mek ya da h&amp;uuml;z&amp;uuml;n sahneleri arasında bir se&amp;ccedil;im yapmam gerektiğini bildiğimde de yalnız kaldım. Bilişim bu sefer, bu kararın ortasında yalnız bıraktı beni. Acemiliğime y&amp;uuml;z &amp;ccedil;evirmişti bilişim. Bu sefer hayatın i&amp;ccedil;indeki masal perisi ya da k&amp;uuml;lkedisi olabileceğimi ve bunun benim elimde olduğunu &amp;quot;bilmeye&amp;quot; başladım. Ve bunu bildim bileli daha k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k adımlar atıyorum. 

İnsanların aslında bir &amp;ccedil;ok farklı y&amp;uuml;z&amp;uuml; olduğunu bilişim daha &amp;ccedil;ok yeni. Bunu bana hi&amp;ccedil; farkettirmeyen i&amp;ccedil;imdeki haylaz kız Polyanna'ya ş&amp;uuml;kranlarımı sunuyorum yeri gelmişken. Bana iyilik yaptığını zannedip aslında ne b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir yanlış yaptığının bilincinde değil hen&amp;uuml;z. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; ona g&amp;ouml;re her yer toz pembe. İnsanların aslında birden fazla y&amp;uuml;z&amp;uuml; varmış. Bana g&amp;ouml;sterdiği y&amp;uuml;zleri, ger&amp;ccedil;ek y&amp;uuml;zleri ve olduğunu zannettikleri y&amp;uuml;zleri varmış. Hayatın &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel olduğunu bilişim bunu benden bunca sene gizlemiş. Bunu &amp;ouml;ğrendiğimde artık hi&amp;ccedil; birşeyin eskisi gibi olamayacağını &amp;quot;bilmeye&amp;quot; başlıyorum. Bunu bilişim beni ayakları yere basan bir kadın yapıyor. Bu sefer bilişim beni yalnız bırakmıyor, attığım her adımla birlikle yanımda alıyor yerini. Geceleri r&amp;uuml;yam, g&amp;uuml;nd&amp;uuml;zleri g&amp;ouml;lgem oluyor. Yayılıyor hayatımın her yerine. Diğer t&amp;uuml;m bilişlerimin &amp;ouml;n&amp;uuml;ne ge&amp;ccedil;iyor bunu bilişim. 

Yani ben, bilişimle yatıp, bilişimle kalkıyorum. Bilişim hayatımın her alanını kontrol ediyor. 

&amp;quot;Bilişim&amp;quot; dolu g&amp;uuml;nler dilerim. 


*Bu yazı 19.04.2007 tarihinde tarafımdan, Ceviz.net de yayımlanmıştır. 
</description>
<pubDate>Wed, 30 May 2007 04:18:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Hasretin kelimelere dökülmesi -1-</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=792</link>
<description>&amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; katın penceresinden ufka bakan bir &amp;ccedil;ift yorgun g&amp;ouml;z&amp;uuml;m şimdi. Yorgunluğum sebebi sayfalarca yazı yazarak a&amp;ccedil;ıklayabilirim. Fakat ne gerek var ?
Hava kapalı, ben kapalı..Melankolizm kapıyı &amp;ccedil;alar s&amp;uuml;rekli, ben ise evde yok ayağına yatarım. 
Bir &amp;ccedil;ok şey eksik şimdilerde. Pencereden ufka bakmamdan belli aslında. Tek başıma yudumladığım &amp;ccedil;aydan da belli..
Arkamı d&amp;ouml;n&amp;uuml;nce yine aynı manzarayla karşılacağımın farkında olmak nasıl bir duygu ? Olağan&amp;uuml;st&amp;uuml; bir şey olsa da hasret kaldığım kokuyu hissetsem pencereden bakarken. Bir el sarılsa belime ve &amp;quot;işte buradayım&amp;quot; dese. Y&amp;uuml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; d&amp;ouml;nsem y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne ve bir &amp;ccedil;ift s&amp;ouml;z s&amp;ouml;ylesem, en anlamlısından.
İşte bunlar son beş dakikada aklıma gelenlerden c&amp;uuml;mle haline getirip buraya aktardıklarım.
Tabiki sadece bunlarla sınırlı değil d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;klerim. Bir yığının i&amp;ccedil;erinde bekliyor s&amp;ouml;yleyemediklerim.
Duymak istediğim sesler yok şimdi odamda. Aslında odamda o sesleri duymayalı &amp;ccedil;ok uzun zaman oldu... Hayal işte...

{more}


Bug&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;ccedil;arşamba olduğu pek de &amp;ouml;nemli değil bu arada. Nasıl olsa sıradan bir g&amp;uuml;n g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml; sergiliyor. Sana diyemediğim ya da demek istemediklerim olsa da sıradan &amp;ccedil;arşamba numarasını yapıyor işte..

İsteklerime ulaşmanın arifesinde olduğumu hissettiriyor saatin tik-takları. Bir diğer &amp;ouml;nemli olan şeyi de hissettiriyor aslında. Fakat dile getiremiyorum yukarıda da dediğim gibi.


Bir ka&amp;ccedil; soruya bağlı olan gelecek planlarımı bir daha g&amp;ouml;zden ge&amp;ccedil;irmeye gidiyorum şimdi.
Y&amp;uuml;reğimde o, ciğerlerimde onun kokusu, damarlarımda ise onun hasretiyle...

Hasret işte..Yazmadan olmuyor..Dile getirmeden hi&amp;ccedil; olmuyor.
G&amp;ouml;n&amp;uuml;l isterki...neyse yazmıyorum.Senin bilmen gerekmiyor. Sadece o bilsin yeter.

Artık gidelim ait olmamız gereken yere..


18 Nisan 2007, &amp;Ccedil;arşamba
Saat: 17:32</description>
<pubDate>Tue, 29 May 2007 02:43:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Çare[siz]</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=787</link>
<description>Sakın sevme benim seni sevdiğim gibi!
Ne aklın kabullenebilir sevdiğinin yokluğunu,
Nede yüreğin kaldırabilir ağır sevgiyi</description>
<pubDate>Thu, 08 Mar 2007 20:31:37 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=786</link>
<description>Kalemin dili yok. Dili elimdir. Kalemin yüreği yok. Yüreği benimdir.
Kalem tutmaz elimi, elim ona sarılır.
Kalemim yalnızlığı sevmez, yalnızlık onu konuşturur.
Kalemin sapı yok, ipe de gelemez zaten.
Kalemim nota bilmez yazsada, notalar ona göz kırpar.

Ey yazamayan kardeş, ne yapabilirim?

Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer...

mutlu olurdum.

</description>
<pubDate>Wed, 28 Feb 2007 13:30:31 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İşte Öyle Birşey</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=785</link>
<description>Öyle birşey ki bu, diğer herşeyin üstesinden gelmekte üstüne yok. Üstünden nehir geçen bir köprü de yok, ve ben burada &quot;üst&quot; kavramı ile yazmaya devam edersem kıyafetlerin üstler için olanlarına kadar ilerleteceğim durumu. Hatta mevki bakımından alt-üst hakkında da kelamlar edebilirim. Cümleyi neresinden tutup da düzelteceğimi bilemediğim zamanlarda hep böyle yaparım zaten ben. Merak etme sevgili yazı, senin gibi birçoğunu ben bu uğurda kablolar arasında sonsuza uğurladım. Ama yok, bu sefer toparlayacağım. (geri sar kızım)

Öyle bir şey ki bu diğer herşeyin üstesinden gelmeyi başarıyor. Böyle bir söylem ile &quot;bu&quot;nun olumlu yanından bahsettiğim anlaşılmasın. Üstesinden gelmek eylemi kısmen böyle anlamlara  da gelebiliyor. Of.. Hadi kızım geri al yine.

Öyle bir şey bu , diğer herşeyin üstesinden geliyor. herşey değişiyor bu durumda, herkes batıyor, heryol çakıl taşları ile doluyor; yürütmüyor. Sağlık gidiyor, Neşe evde depresyona girip hep tatlı yiyor, Huzur hanfendi gece gezmelerine çıkıyor, Gözyaşı ablamız fırsattan istifade elinde bir kek tabağı ile oturmaya gelirken Stres-Sinir amca/teyze işe giderken arkamızdan su döküyor. &quot;Bekliyoruz seni&quot; diyorlar &quot;akşama gecikme..&quot; İşyerinde Polemik karşılıyor , masamızın üzerinde çayın yanında sabah kahvaltısı niyetine kalp ağrısı duruyor. Gülümseyimi çöp kutusuna atıyorum dünden kalan müsvette kağıtların arasına saklayıp.

Öyle bir şey ki bu, yazdırmıyor, gerekli gereksiz söz sanatlarının arasında beni maymun ediyor.  Söverim gelmişine geçmişine ile başlayan şarkılar söyletiyor kendime. Öyle ya da böyle, bu &quot;şey&quot; müdahele ediyor hayatıma, yönünü değiştiriyor diğer her &quot;şey&quot;in.</description>
<pubDate>Wed, 28 Feb 2007 13:18:25 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>A.Ş.K</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=784</link>
<description>

Bir mektuptur benden sana ulaşan
her sabah güneşle uyanan
ve her nefeste alınan
her sözde verilen...

...AŞK!


Bir anda
bulutlar ellerimde
sen yanımda
hiç yaşanmamış
zamanda
tutam tutam
verilen
muhabbettir

...AŞK!



Bir kış günü gözümü açtığım
bazen gözlerinden kaçtığım
bana senden ulaşan
bana benden yakın
bir ömür sürecek

sonuna başlarken
karar verilmiş

üç harften oluşan
sadece sende yaşadığım

bir alfabedir...

...AŞK...



</description>
<pubDate>Tue, 27 Feb 2007 10:20:06 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>GARİP</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=783</link>
<description>Dile gelseydi kim bilir neler anlatacaktı</description>
<pubDate>Mon, 26 Feb 2007 14:32:47 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Derin Devlet vardır.</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=782</link>
<description>Bir tartışmadır gidiyor... Derin devlet var mı? Gladyo'nun uzantısı mıdır? Amerika'ya esir olmuşuz, yok avrupa Birliği falanda filan...
Hepimiz kahramanlık destanları ile büyümüşüzdür. Benimde mensubu olduğuğum kuşak ihtilal sonrası yetmeler olduğumuz için biz daha çok ceddin deden nesrin baban ara gazı, şanlı osmanlı nutukları ile büyütülmüşüzdür. Arada sinmiş, sindirilmiş cumhuriyet kuşağının aydın vatanperver öğretmenleri de olmasa belki günümüz eğitim sisteminin içinde yetişen çocuklar gibi yetişecektik. O zaman hip hop yoktu da, Timberlake yerine falancalar vardı belki ama yine de Cumhuriyet, Atatürk, Türk Milleti, Bayrak gibi kelimeleri duyunca kalbimiz içten bir sızlardı, başımızı dik tutar kendimize olan güvenimizi hissederdik derinden...
Gelelim günümüze... Tarihi boyunca dünya üzerinde &quot;ırkçılığa&quot; zerre kadar yanaşmamış, başı sıkışana hangi dinden, hangi milletten olursa olsun kucak açmış bir millet, kendi çıkar ve hassasiyetlerini gündeme getirince kafatasçılıkla suçlanıyor. Kendinden menkul &quot;aydınlar&quot; tarihlerini bilmezler atıp tutuyor meydanda... Kimisine Nobel veriliyor, kimileri mütareke basınının köşe başlarına yerleştirilmiş düğmesine basıldığında ötmeye başlıyor; Demokrasi, Küreselleşme, İnsan Hakları vesaire vesaire...
Bu topraklar tarihinde birçok millete kucak açmamış mıdır? İspanya'dan kaçan Yahudilere, II.Dünya Şavaşı'ndan kaçan profesörlere( ki o dönemde en özgürlükçü buldukları memleket geldiklerini ifade etmişlerdir), bugün  Aslana hırlayan köpek misali arada sırada atıp tutan sözde devletlerin sözde devlet başkanlarının kendileri sefa içinde yaşarken aç susuz gariban tebaları Saddam'dan kaçarken bu millet sorgusuz sualsiz kapılarını açmamiş mıdır+? Ne kadar uğraşsalar da yine de bir arada yaşama inadını, inancını sürdüren bu milleti nasıl tanımamışlardır. 
Evet ben açıklıyorum Derin Devlet vardır...
Çok derindedir temeli... Gücünü Ulusal iradeden alan, muasır medeniyet hedefinde, kendine güvenen, büyüklüğünün farkında, milli manevi değerlerine bağlı, Mustafa Kemal'in çizdiği yolda, bağımsızlığın derdinde, insanını hiçbir birlikten, devletten, kabileden, aşiretten aşağı görmeyen, bu kavramlarına dokunulduğunda artık sabretmeden tepkisini veren bir derin devlet vardır. Bu derin devlet bende dahil olmak üzere bu hassasiyetlerini koruyan Türk Ulusudur. Derinliği sahipliğinden gelmektedir.
Her zamanda olacaktır.
</description>
<pubDate>Sat, 17 Feb 2007 16:06:02 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>yelkenli</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=780</link>
<description>

Bir yelkenlidir benim kalbim. Bir lodos alır onu çalar kıyılarına Ege</description>
<pubDate>Fri, 16 Feb 2007 08:24:30 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Biiir... Çok Sıkıldım!</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=779</link>
<description>Entellektüel zamanlarıma inat son derece yapay bir duruşla geçiyorum artık karşısına tüm yazı yazma editörlerinin. Evet bunun kimseye bir zararı yok. Fayda sağlamadığı gibi yarar da sağlamayan bu tür eylemlere halk dilinde &quot;faydasız eleman&quot; deniliyor. (ben de halkım, uydurdum) Halkin dili o kadar gereksiz ki bunu es geçiyoruz. Tabiri caiz olan tüm sıfatları çantamıza sıkıştırıp yürüyoruz. Karşımıza çıkan herkese bir tekme atma isteği ile dolup taşarak.

Yolda yürürken irili ufaklı her dükkandan aynı ses aynı iç gıcıklayan tonda şarkısını söylüyor : biiir, çok sıkıldım! Şarkı öyle bir şarkı ki şarkıdan bunaldığınızda da o şarkıyı söylüyorsunuz. Ucu yırtık aşk mektubuna ucu yırtık aşk mektubu ile yanıt vermek gibi bir durum bu.. İkiii... yerim çok dar ! Bir kaç adım öteden tuhaf melodiler geliyor, Rober'den kaçıp Ankaralı Namık'a tutulmak istemediğim için yer değiştiriyorum. Üçç.... Senden çok var!

Benden çok yok Roberciğim.. [Bu fazladan -ciğim takısını bana öğreten ilkokul öğretmenime hala sinir oluyorum!] Benden tahmin ettiğinden çok daha az var , ama sen beni burda hiiiçç işim gücüm ve yahut sıkıntım yokmuş gibi kendi şarkın üzerine ahkam kesmeye zorlarsan ne farkım kalacak ki benim. Bırak benden çok olmasın. Bırak dünya daha yaşanılası bir yer olarak kalsın..

Başarısız bir kaç kelimeden oluşan Rober Hatemo fonlu bu yazımın sonuna gelirken hayatımın içine eden tüm herşeye selamlarımı iletiyorum. Kin tutmayı öğrendiğim ilk vakit bir tuttam kin tuttacağım &quot;onlar&quot; için. Çiçek niyetine.. Belki yazasım gelir o zaman. Kim bilir?</description>
<pubDate>Tue, 13 Feb 2007 11:45:22 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Intelligence Quotient değil, &quot;Individual Quality&quot;</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=777</link>
<description>Efendim bi hava atıp çıkacaktım ama önce şu merush</description>
<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 13:57:04 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Vadesi Dolan Mektup (...)</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=776</link>
<description>Vadesi dolmuş bir ayrılık mektubu bu..

Ya ben dile getiremedim vaktiyle,

Yada sendin onca söze sırt dönen!

Oysa sustum,

Evet,

Sessizliğim miydi seni bu denli yüzsüz yapan!

</description>
<pubDate>Fri, 09 Feb 2007 20:52:19 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Saatte 4 Kelime Hızla</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=775</link>
<description>&quot;Şeytan kulağına kurşun&quot; hikayeler var. Kimsenin sözünü geçiremediği yerlerde insanlar var. Habersiz birbirinden, aynı anda uykuya yatıp aynı anda yataktan kalkan insanlar var. Gün boyu birbirini düşünen insanlar var. Şarkılar var bir de özlemleri inatla daha çok kanatan.

Kahramanlar var bir de,  yolun sonuna getirip sonra sen devam et diyen...



 Unuttum devamını. Yarım kalsın bu yazı da... Tıpkı....

Saatte 4 kelime hızla ancak bu kadar yazılabiliyor. Saatte 200 km hızla giden bir aracın altında ölmek isteyecek bir bünye için bu yeterince uzun bir süredir ki, takdire şayan bulunmalı. Kutlanmalı. Bravo soslu bir makarna pişirmeye gidiyorum o halde ben.</description>
<pubDate>Sun, 28 Jan 2007 19:10:47 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>GÖZLÜK</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=774</link>
<description>Mavi miydi
...yoksa yeşil mi?
Bana baktığında mı güzel
gözlerin
ağladığında mı 
ardında akşamlar

Mona Lisa'ya bile yakışmamıştı 
altından çerçeveler
plastik bir gözlüğün 
sana yakıştığı kadar...</description>
<pubDate>Fri, 26 Jan 2007 18:01:18 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Duyuru:Kürkçü Dükkanı Kapandı...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=773</link>
<description>Bir gün olur ya hani yine gelmek istersin,
Dur önce;
Bir düşün</description>
<pubDate>Fri, 26 Jan 2007 00:23:17 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Marjinal fayda...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=772</link>
<description>ekonomide bir terim vardır; marjinal fayda.. kim buldıuysa aklına zeval gelmesin.. öldü ise, nur içinde yatsın..

yazın ortasında damağın kuruduğunda içtiğin ilk bardak suda aldığın tadda marjinal faydan 100'se, ikinci bardakta 90, üçüncü bardakta 80 diyor bu terim.. artık aynı tadı alamazsın diyor bir şeyi çok yaparsan..

ben de diyorum ki; bir şeye deli gibi bağlandıysan, ona nasıl doyacağını bilmiyorsan, yesen, içsen, dinlesen, okusan, anlatsan, baksan bitmiyorsa hevesin, ardı ardına onlarca kez yap bunu.. yap ki gına gelsin.. yap ki kusacağını hisset de tiksin bi süre önce bayıldığın şeyden.. 

ve ekonomi yalnızca bir şeye yol gösteremiyor; aşka.. aşık olduğun adamın dibine girsen de, günlerce sevişsen de, ağzının içine düşecek kadar izlesen de doyamıyorsun.. marjinal fayda orda kifayetsiz kalıyor işte..

bir babanın, annesinin görmesine izin vermediği çocuğu icra memurlarıyla kapıdan almaya gelmesi gibi bişi işte.. alacağını tahsil ediyo adam şimdi di mi; bir evlat mal gibi tahsil edilebiliyor di mi..

toplumsallığı ekonomiyle, hukukla lime lime etmişiz de anlamlar içinde boğuluyoruz şimdi..</description>
<pubDate>Wed, 24 Jan 2007 10:27:17 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yanardağ mı Patlamış, Ahhh Nerde ?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=771</link>
<description>Hadi affı olsun bunun, &quot;yazı yazamaz her insan, düşündüklerini dile getiremez...&quot; Peki efenim nedendir tepkisiz &quot;odun&quot; kalmak!!!! Duygular yalnız yaşanır her yürekte lakin dile gelirse yürek paylaşılır bir iki dost ziyadesiyle... Hele ki kağıda el atmışsa yürek yazar her sözünü harfi harfine; sonra okuyuverir herkes anlamasa da anlamış gibi yapar ve &quot;hımmm&quot; deyip geçer üzerinden.. Sadece okuyan sayısı artar yazının, dün 10'dur bugün 32 olur toplam okunma... Muhtemelen yazıyı yazan yürek okunma sayısı ile besler öğütlerini yada desteğini....!!!! Tabi küçük anlamlı bir yorum olsaydı saçma olurdu hem yorum kısmıda boşa koyulmuş ne luzüm vardı!!!!Siz okuyun efenim sayısı artsın yazan yürek daha çok destek alır kendine böyle.. Hadi yüreğim bırak kalemi bugün 0 ama inan yarın 30 olucak okunma sayın belkide 100(!) ... Saçma sapan yorumda nedir, ben sayıları sokucam senin aklına ya nasıl olsa!!! Öptüm seni en içtenliğimle.. &quot;Kırdım Kalemi&quot;</description>
<pubDate>Wed, 24 Jan 2007 00:52:45 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>posta pulu</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=769</link>
<description>Bir aşk mektubunun
ilk cümlesidir
senden beklediğim
varsın ardı gelmesin

ben zaten senden
gönderilecek mektubun
dudaklarına susamış
posta puluyum...!</description>
<pubDate>Fri, 19 Jan 2007 18:16:45 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir Kadın</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=768</link>
<description>Sabahın köründe ayazın tam ortasında bir kadın. &quot;ne aptalsın üşümesene, içeri girsene&quot; diye azarlayacak bir insan bile bulamadığında ne yapar. Hiç, ne yapsın.

Öğlenin kuytusunda , uyku mahmuru bir kadın. &quot;bi su getirir misin&quot; diyebildiği bir insan bulamazsa yakınlarında ne yapar ? Hiç, ne yapsın.

Alacakaranlıkta hasta düşmüş bir kadın. Şurup kaşığı yere düşmüş bir kadın. &quot;Sen sakın kımıldama, ben alırım&quot; diyebilecek bir ince ruh göremezse yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. 

Bilgisayar başında oyalanmak isteyen kadın.  &quot;Aaa iyyiim canım, sağol merak ettiğin için&quot; diyebileceği bir göz bulamıyorsa ekranın öte yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın.

Öyle işte.
*******************


Bir anda karşı sokağın köşesinden belirir kadın.. Çantası elinde, en pahalı kokusunu sürmüş, süslenmiş.. Bir anda döner köşeyi, bir anda girer hayatına.. Anlayamazsın.



Donuktur ilk bakışı, gizlemeye çabalar hislerini.. Gözleri kayıptır, ama yüreğinde bir yerlerde bir kuş uçar gider</description>
<pubDate>Thu, 18 Jan 2007 11:45:42 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Evet, yine ben üzülürüm.</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=765</link>
<description>Ruhuma gelen &quot;kal&quot; bugünler de canımı sıkan.. Neyin durgunluğu neyin kayboluşu bu bende ki bilemiyorum, anlam vermeye çalıştıkça farkettim ki sana olan yakınlığıma inat dağlar kadar fark büyüyor aramızda... Adını duymak, sağda solda resimlerine gözümün takılmasını, yerli yersiz canımın acımasını, hedeflerime sevginin engel olmasını, bana zamansız gelişlerini ve gidişlerini ANLAMIYORUM VE İSTEMİYORUM!!!! Sana demiştim değil mi; başaramayız.... Asi oluşun mu şimdi bunlara sebep! Kıyılar da köşeler de belki anlam bulursun kendi haline... Ya ben ? Senden sonraki mi yoksa senden önceki halime mi sebep bulmalıyım... Canım acıyor anlamıyor musun ? Haklıymışım. Evet, yine ben üzülürüm... Seni Seviyorum.</description>
<pubDate>Mon, 15 Jan 2007 12:11:03 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Evet, yine ben üzülürüm.</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=764</link>
<description></description>
<pubDate>Tue, 30 Nov 1999 00:00:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>:)) Seni Seviyorum</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=763</link>
<description>Yine gitmek için gelmedin dimi ? Hüzün yaşatmayacaksan .... Yüzümde ki o komik ifadeyi görmen lazım seni düşününce kızaran pembemsi yanaklarımı... Genç bir ömrün en eskisi sensin ruhunda.. Şimdi hayallerim daha farklı bir yüzeyde!.. Yüreğimi sarıp sarmalayan bir bakışına neleri feda edebilirim acaba.. (HERŞEYİ)... Aşk; Yüreğin titremesi, mideye kıramplar girmesi ise benim ömrümde tarifi, aşığım ozaman... Sana söylemiştim &quot;ne güzel bir şey seni sevmek&quot; sonra gidişinin ardından umutsuz bir vakaya dönüştü ömrüm; &quot;ne olur güneş bugün batma&quot; dedim, &quot;üç nokta&quot; koydum gidişine bittim diye, &quot;kaçıncı mektup&quot; diye latifeler ettim hayaline, sana olan inancımı kaybedip &quot;yüreğimle oynanmış&quot; dedim. Evet, evet şimdi tekrar benimlesin... Hala aynı deli kızım, seni çok seven, seni paylaşmayı bir türlü beceremeyen.. Seninle olmanın tadını başka hiç bir şeyde bulamayan ben sana hasret sensiz geçirdiği her zamanda... Bu kez gitme!!! Biliyorum ardından ağır sözler yazmaz, küserim hislerime ve sana olan inancıma.. Benimlesin artık sana ne sözlerin boynunu eğeceğim göreceksin, Seni Seviyorum ...</description>
<pubDate>Tue, 09 Jan 2007 12:43:24 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Miyad</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=762</link>
<description>Hangi amaca hizmet ettiyse eğer o vazifesini doldurmuş orta yaşlarda bir kadın gibi şimdilerde &quot;meruşkom&quot; Tüm enerjisini işine, eşine, çocuğuna vermekten kendine herhangi bir hayrı dokunamamış, saçlarında beyazlar oluştukça geçmişe bakıp bir &quot;ah....&quot; çeken yaşlanmaya başlayan bir genç kız gibi. Salınarak gezdiği yollarda şimdi süklüm püklüm yürüyen elinde avucunda kalanların hesabını yapan üzgün bakışlı yaşlı genç kız..

Sanki miyadını doldurmuş gibi herşey. Ve bu her &quot;şey&quot; sen gittikten sonra ortaya çıkıyor. Sen yokken anlamsızlaşıyor kelimeler, içinde barındırdıkları gizli özneleri tükeniyor, senin gözlerinin değmediği satırlara dokunamıyor parmaklarım. Tıpkı senin bakmadığın yüzümde şimdi tonlarca yara bere oluıştuğu gibi..

Sanki sensizlik alıp başını gelmemiş gibi yapmayı denedim yeniden. Sabah &quot;günaydın hayatım...&quot; öğleden sonra &quot;bebeğim...&quot; sonra düş kırıklığı.. sonra yine hüsran. Yine bana hazan, sana hiç yakışmayan o boğuk ifaden, elimde de bir defterle kalakaldım.  Avcumda taşıdığım defteri iste istedim. Bir kez olsun hor görme istedim, bir kez olsun inan istedim. Sen susmayı, kelimelerini bir bıçak gibi üzerime değdirmeyi seçtin. Sahip olduklarıma şükretmeyi öğrenmişken şükrettiklerimi birer birer geri aldın elimden.  Sonra büküldü boynum. &quot;Ağlayasım&quot; geldi, &quot;Sensizlik&quot; geldi, lanet olasıca kelime oyunlarım geldi...

Bir tek sen gelmedin.</description>
<pubDate>Sat, 06 Jan 2007 17:01:35 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kendime Yeni Bir Ben Lazım</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=760</link>
<description>Yıl bitiyor..
Hayır hayır, yıl başlıyor.. Yo bitiyor işte düpedüz, kurtuluyoruz.. Of hayır yepyeni bir yıl başlıyor...
Kafamız bulanık bir biçimde bir yıla daha adım atıyoruz. Ya da bir yılı daha bitiriyoruz, aklım bir karış havada zamanlarımı siliyorum, yeniden tertemiz bir avuç açıyorum bu gelecek olan yıla.
2006'ya girerken çok korkuyordum, bir yılı daha devirmek gözümde çok büyüyordu, kocaman bir seneyi göze alamıyordum. Korkularım vardı, tahminlerim doğrultusunda da gelişti. Çok sevildim ama ben 2006 da.. 2006 nın hergünü aynı sevgiyle, aynı özveriyle, aynı güvenle büyütüldüm. Kalbim kendine okyanus buldu, içinde yüz buldu, huzur buldu. 2006 ağlattı da çok. Her &quot;gidişi&quot;nde ağladım.. Çok kereler gitti...  hep döndü sonra.. Şimdi bitiyor 2006, ben dönecek mi bilmiyorum......

Bir yıl daha yaşlanıyoruz, bir yıl daha büyüyoruz artık. 2006 en çok kelimelerimi bitirdi. Harflerim azaldı, cümlelerim yarım kaldı 2006 da. Oysa ben yazınca kendime geliyordum, ben yazınca kendime dönüyordum, oysa ben yazınca kendim oluyordum..

Kendime yeni bir ben lazım 2007de... Bize, &quot;düzgün&quot; ben lazım, bana da sen lazımsın...</description>
<pubDate>Sat, 30 Dec 2006 11:05:10 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Gece İnmeden ..</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=759</link>
<description>Canım ne çok acıyormuş meğer,
Nasılda kandırmışım kendimi..
Yokluğun en büyük acım şimdilerde!
 
</description>
<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 19:10:28 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ne Malum ?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=757</link>
<description>[Ah Sezen... Bacak kadar boyunla bana burda oturmuş Ebru Gündeş dinletiyorsun. Sabahtan beri sadece onu dinliyorum. Sen yazmasan sözlerini , yüzüne bile bakmazdım sayın Ebru Hanım'ın. Hayatımda ilk kez dinliyorum. Deli oluyorum. Sana kızıyorum Sezen, bacaksız Sezen, minicik bir kadınsın altı üstü. Bu nedir böyle ?]
******************
Nerden bilebilirsin ki yarın ne durumda olacağını ? Yarınla ilgili nasıl fikir yürütürsün. ? Ne malum yarın hayatın sona ermeyeceği? Ne malum ? 
Kahrettiğin herşey bir yakana yapışıp ruhunu kararttığına, elinden gelenin tek şeyin susmak olduğuna inandığına gözünü karartıp silip attığına değecek mi ardından dökülen gözyaşı? 
Sen benim hiç istemediğim yerlerime dokundun, sen benim hiç beklemediğim anlarımda geldin, hiç beklemediğim anlarımda vurdun, hep beklenmez oldun, hep gitmeye meyilli. 
Bu seferki gidişinin ardında sessizlik yok , bağıra çağıra özlüyorum seni. Kelimelerim var, yalnız değilim.</description>
<pubDate>Fri, 22 Dec 2006 12:17:31 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>niyetim temiz</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=756</link>
<description>şu yaşıma geldim, hala bazı meseleler hakkında ne düşüneceğimi, ne düşünmem gerektiğini, hangisinin &quot;doğru&quot; olacağını bilemiyorum..

bi yanım diyor sana ne, öte yanım diyor olur mu, etkilenmiyor musun... demem o ki, hala şu ikilikler arasında dimdik ayakta duramıyorum düşüncelerimle..

ne ayıp oysa ki.. ya bırak, kendi hayatı diyebil ya da sözde ayrı özde ayrı, dilde ayrı beyinde ayrı demeçler verme..

velhasıl-ı kelam, provokasyona gelmeyen sağduyum ile provokasyon nedir bilmeyen değişmez doğrularım arasında sarkaç misali salınıp duruyorum..

ve biliyorum ki görmesem ya da duymasam ben yine de bunu başarabileceğim telepatik kanallar yaratırdım kendime.. hala bazı konularda ne düşüneceğimi kestiremiyor olabilirim ama kendimi tanıyorum en azından.. aferin bana..</description>
<pubDate>Fri, 22 Dec 2006 09:44:35 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bırakmıyor Acıtmadan</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=754</link>
<description>Ellerin titredi senin de. Gözlerin uzağa baktı, bir kez daha anladın &quot;artık hiç olmayacağını&quot; Dönüp dolaşıp aynı sokağa girdin sen , hiç hissettirmeden yayıldın tüm hücrelerime. Dönüşü olmayan sokaklara çağırmadın beni, istemediğin günlere inat yayıldıkça yayıldın , işledin içime.

Sonra &quot;kokun kaldı&quot; diye şarkılar söyledi kadın. Sebebinin ne olduğunu bilmediğin hıçkırıklarına cevap vermedin. Misafir bıraktığın kokun kaldı evimde. Anlam veremediğin tüm koşullar bırakmadı yakanı. Kelimelere izin vermedin, çıkmadılar ağzından sözcükler. Düşüncelerin hepsiz sözsüz kaldı, sessiz kaldı bakışlarım, öksüz kaldı gülüşlerim.

Hep sinsice geldi ayrılık. Hiç belli etmedi . Kokun hala üzerimdeyken geleceğini tahmin eder miydim ben ? Hala tenimde isimin varken aklıma düşer miydi duyacaklarım ?

Sen bilmezsin yine de.

Çok zor geçen gecelerin ardından şarkı söylermiş kadın, ölsem dermiş, bir anda bitirmek istermiş olduğu yerde. Sen bunu hiç bilmezsin.

Bana düşen kelimelere dökmekti, sözlerimi yarım, kalbimi kanla bıraktı söylediklerin.

Bana susmak düştü şimdi, aklı başında yakarışlarım &quot;susmak demek, güçlü olmak demek değildir&quot; dedi ; hafife aldım. Düştüm sonra.

Ve...</description>
<pubDate>Thu, 21 Dec 2006 11:55:44 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>MY MOON</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=753</link>
<description>Canım o kadar yakın ki bana ta burada bir yerde içimde sanki... Onun elinde bir papatya var. Sever sevmez onu bilmez, bakar falına papatyasıyla bir beni sever bir kendini ama o hep içimdedir. 
Her gece onunlayım..Ama o yok.. Hep sesiyle sevişiyorum.

O bir yıldız gibi sonsuz enerjisi ile ancak neden akar gözlerinde yaşlar? O kadar çok... Zamansız.

Ve onun neden önüne ket vuranları var onu çok seviyorlar da hani. Ne diye olmaz ki olmaz. Siz sevmeye devam edin birbirinizi böyle uzaktan uzaktan. der dururlar.
Hiç mi sevmediler yahu, hiç mi aşık olmadılar...

Ne diye yıllarımızı alıyorlar sanki geri vereceklermiş gibi... Hiç mi görmediniz a yoksunlar birbirine bakarken sevgiden ağlayan iki çift göz... Hiç mi inanmazsınız... Sizin statüleriniz sizi öperken tir tir titriyor mu?

Sizin olmazlarınız varsa bizim bitmezlerimiz var... Aşk olmaz... 
Aşk bitmez... 

Sevda olmaz... 
Sevda bitmez...
Bağlanmak olmaz...
Bu bağ bitmez...

Onun elleri var her parmağı için yıllarımı veririm. Onun gözleri var bana bakması için defalarca eririm. Onun dudakları var benim adımı söyleyen, onlara dokunmak için susarım. Onun kalbi var benim için atan, onun için yaşarım.

Gece vardı. O yoktu yine yanımda. Sesi kulaklarımda. Elim telefonun ahizesinde, ayaklarımı atmışım duvara... 
Başım geceye bakıyor. Yıldız var. Ben varım. O var. 
Parlıyor aydede...
Zıplamaya başlıyor olduğu yerde...
sen oradasın, ben buradayım.Biz bir de 
MY MOON VAAAAAR!</description>
<pubDate>Mon, 18 Dec 2006 19:32:07 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Saçmalayan dakikalar</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=752</link>
<description>Nedensiz bir ağlama isteği gözlerimin açılmasına sebep oldu sabaha.
Ne kadar karşı koysam da bir kaç damla döküldü gözlerimden. Unutmuşum gözyaşlarımın tadını..



Bir kararsızlık, bir karanlık hakim son günlerime. Ne düşünmem gerektiğini, ne yapmam gerektiğini, nereye gitmem gerektiğini bilemez oluyorum kimi zaman...




Hani bazen insan çekip gitmek ister ya. Nereye olduğunu bilmeden gitmek ister, hiç düşünmeden gitmek ister.. benim istediğim yer bana çok uzak şimdilerde.



Uzun süre ayrı kalanlara olur ya hep, 'ilk günler ve son günler çekilmez gelir' denir ya..işte öyle bir şey..




Bekliyorum ve beklemeye de devam edeceğim..yarım kalanlar için, söylenmesi gerekenler için, yaşanması gerekenler için, bizim için, senin için..ve bilemediğim bir süre şey için..bekleyeceğim..



Bıraksalar saatlerce saçmalarım sanırım, bıraksalar olur olmaz işler yaparım şimdi, bıraksalar giderim şimdi..bıraksalar avazım çıktığı kadar bağırırım şimdi..

Yalnız değilim biliyorum. Yalnız kalmaktan da korkuyorum şu an.
Birisi olsun, bir kerecik dokunsun, masum bir öpücüğün ardına bir cümle sıkıştırsın yeter..


yeter ki gel bana
senede bir gün


Sağanak şeklinde yağsın yağmur. Gökgürültüsü korkutsun ufak yürekleri. Yine şemsiye almayayım yanıma ve atayım kendimi boş sokaklara.. Kimse 'hasta olursun' demesin. Bir kez olsun hak versinler yağmurda yürümenin güzelliğine.. Sonunda hastalık bile olsa o güzelliği yaşamaya değer..

Yeni bir güne böyle başlamak sakıncalı gibi görünse de,
Elimde değil ne yapayım ?

Selametle</description>
<pubDate>Sat, 16 Dec 2006 10:52:56 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Pamuk Şekerinden Bahsetmiyoruz Burda</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=751</link>
<description>Her konuya muhalefet olmak gibi bir özelliğimiz var ne yazık ki. Ve ne yazıktır ki bizler, muhalif olmayı marifet zannediyoruz. Hayata dair bir çok fikre, olaya, olguya yerli yersiz sataşıyoruz. Elbetteki bundan BİR TÜRK yazarının NOBEL ÖDÜLÜ almış olması da nasibini alacaktı ; aldı.

Ancak, siyasi kimliği ne olursa olsun ödül almış birini eleştirmenin de bir sınırı olmalı, Nobel gibi bir ödülü bu tarz yaklaşımlarla değerlendirmemeli. Konuyu edebiyat dahilinde düşündüğümüzde ortaya çok güzel bir tablo çıkıyorken bunu yerli yersiz tartışmalar ile köreltmemeli. Bir Türk yazarın, Türkçe yazdığı bir romanı Edebiyat alanında bir çığır olan NOBEL ÖDÜLÜ almıştır. Konuyu çarpıtmak düpedüz samimiyetsizliğe girer. Siyasi fikirlerini apayrı bir düşünce platformunda tartışabiliriz elbetteki.

Babamın Bavulu adını verdiği konuşmasıyla da bu ödülü hakkıyla aldığını kanıtladı. Eleştirilen şey bir pamuk şekeri değil, bir edebiyat ürünü. Konuşmanın edebi niteliğinden ziyade böbürlenilmesi gereken yanı TÜRKÇE yapılmış olması.

Sizi bilmem ama ben gurur duyuyorum kendi anadilimde böyle cümlelerin kurulmasından ve hakettiği değeri almasından.</description>
<pubDate>Tue, 12 Dec 2006 16:08:40 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Peki Yine Susuyorum</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=750</link>
<description>Zamanında çok acıttım ben canımı... Koyu bir yalnızlık taraftarıydı bir yanım diğer yanımsa kendiyle barışık hayat dolu... Dedim ki; İzin verin! Yaşamak istiyorum hayatı... Belki küçüktüm belki düşüncesiz, kimseler dinlemedi beni... Kitaplara gömülmem söylendi hep, oysa herkesten fazlaydı bende ki başarı.. Bana şans verin dedim, en önemlisi güvenin.. Kişiliğimle savaştım çoğu kez, sağolun kendimden şüphe duydum... Önüme engeller konuldu oysa gideceğim yer belli hani nerde güven! Daha bitmedi, dedim ki sevdiklerimi üzmeyin onlar ki sizin mutluluk sebebiniz... Arkamı döndüm bir hıçkırık.... Ağlama diyendim hep! İçimde ki fırtına ne kimseyi yıktı geçti nede kimseye hissettirdi rüzgarını ... Bu kadar duyarlı olmamdı çok yıprammama sebep ... Kabul edememek bazı şeyleri. Gideceğim bir gün dedim ben bile korkuyorum gülen gözlerimin ardında ki şüpheden... Bana yalnızlık aşılayan bir ev, hapsettiğim bir gençlik.... ve daha neler neler... Başaramadığım tek şey kendimi bu fırtınadan alıp kaçıramamak... Takdir etmeyin beni yada övmeyin örnekte göstermeyin... Geçtim bütün başarılarımdan &quot;aklını yitiren bir gençlik ruhumda ve 30 yaşında bir kalp&quot; .... İşte bu yüzden farklıyım herkesten, kim demiş bana başarılı pehhhhhhhhhhh !!!!!!! Bendeki gençliği vur öldür!</description>
<pubDate>Sun, 10 Dec 2006 19:31:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yaşamak ey yaşamak</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=749</link>
<description>Yaşamın hangi tarafına baksam aynı yüz, aynı sessizlik. İnsanlar ve yaşamın o enteresan yüzü kelimelerin ise bazı anlara kifayetsizliği.. Herseyın bos bir sınırı vardı  yükselmek ve alçalmak. Aynı sey mıydı sımdi? ruzgarı mı ınlemelıyım yoksa fırtınaya mı kapılmalıyım bılmıyorum ve bu bılınmezlık yıllardır suren bır kısır donguydu.</description>
<pubDate>Thu, 07 Dec 2006 13:01:20 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Hastane Önünde İncir Ağacı</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=748</link>
<description>Hayatın yalan olduğunu zaten büyüdükçe görüyorduk bizler, büyüdükçe, ayağımız takılıp düştükçe aslında gerçek olanın hisler olduğunu öğreniyorduk. Garipti yaşamak, nefes almak tekdüze, günler hep aynı, bir yere doğru koşturmayla geçen bir süreç. Sonrası ile ilgili kimsenin fikri yoktu. Büyüklerin öğrettikleriydi  &quot;sonra&quot;yı kafamızda canlandıran..

Garipti işte.. Kalem tutan ellerimiz, okuyan gözlerimiz, algılayan beynimiz bunu biliyordu. Ama sonra ermesini düşünemiyorduk. Bizim için sonsuzdu. Sonsuza gidilen bir yoldu ağaçlıklar içindeki. Hayattı adı, yaşamdı, nefesti, soluktu.

Evet dünyalar tatlısı bir dedeyi uğurladık sonsuza... Hep gülen, hep güzel şeyler söyleyen bir dedeyi. Dünyanın en tatlı dedesiydi o . Mutlu yaşayan, anlardan keyif alan bir dedeydi. Herşeye rağmen gülebilmek gerektiğini öğretendi. Hiç beklemediğimiz bir anda, sırf gülüşüyle hatırlamamız için gitti sonsuza.. Acı çekmeden, üzüntü göstermeden, aniden gitti.. Anlamalıydık eşinin yanına son gittiğimizde &quot;ben de geleceğim yakında &quot; demesinden.. Anlamalıydık..

En sevdiği türküydü Hastane Önünde İncir Ağacı. Türküdeki gibi.. &quot;doktor bulamadı bana ilacı..&quot;

Mezarımı kazın bayırdan düze
Yönünü çevirin sıladan yüze
Yönünü çevirin sıladan yüze
Benden selam vermen o hayırsıza
Gurbet elde garip kaldım ağlarım
Ateş aldım yüreğimi dağlarım
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı da bana yurt oldu

Uğurlar olsun dedecik.. Sağolasın öğrettiğin herşey için...</description>
<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 10:51:41 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>sessiz gemi</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=747</link>
<description>meruşum mazur gör. bilirsin ben senin gibi içimi dökemem pek. o kabiliyet bende yok. özürlüyüm bu konuda azıcık. ancak senin yazdıklarını okur &quot;hah işte benim hissettiklerim&quot; derim sadece.

 

işte o nedenle, kendim kabiliyetsiz olduğumdan bu sefer hislerimi bir şiirle ifade etmek istedim. 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Yahya Kemal Beyatlı

.....</description>
<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 08:50:16 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yazı yazmayı biliyorum ben</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=746</link>
<description>Evet. Hakikaten biliyorum ben bunu. Öğrenmiştim ilkokuldayken. Kalemi düzgünce tutmayı başarır başarmaz yazabilmiştim. Hatta ilk yazdığım kelime ismimdi. Merush yazmadım ama ben, o vakitler meruş vardı yalnızca araya sh ekli dahil olmamış, yozlaşmamıştım henüz. Meruş da yazmadım ben Meral yazdım bariz bir şekilde ( Aha evet benim adım tam olarak oydu, unutmuşum kullanmayalı). Soyadımı da yazdım, tabi o vakitler şimdiki soyadım yoktu, zaman çok değişti. Ben kalem bıraktıktan sonra soyadım değişti, klavyeye de hiç soyisimi yazma ihtiyacı duymadım ben. Klavyeye çoğunlukla merush yazdım ben.. Şimdi de yazacağım.

Merush. Evet merush benim adım. Depresif ruh haline girdiğinde kendini param parça eden, hayata gülücük saçmayı olduğu yerde bırakıp yoluna huysuzlukla devam eden bir merush ile tanışmak da varmış kaderde. Bildiğim tüm insan isimlerini  depresyon ile özdeşleştirirdim ancak hiç aklıma düşmemişti gün gelip de merush isminin bu batağa sürükleneceği. Öyle yaptım ben, affedilsin.

Neyse konu bu değil. Konu benim her seferinde inat edip kendimden uzak tutmam kendimi. Aslında içimde tonlarca kelime geziyor. Tonlarca söz öbeği bekleşiyor. Yeri değil diyor, susuyorum. Yerinin bembeyaz bir oda olduğunu biliyor gözlerim, doluyor yaş ile.

Bu kadar.

 </description>
<pubDate>Sun, 26 Nov 2006 01:46:01 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>telefonun tellerine kuşlar mı konar...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=745</link>
<description>otur masana. notlarını kontrol et. messengerını aç. günlük gazeteleri oku. Meruskoma bak. oku. radyoyu aç. telefon çalsın. aç konuş. işine dön çalışmaya başla.telefon çalsın. işe devam. onu bağlat bununla konuş. telefon çalsın. müşterine laf anlat. teklif hazırla. telefon çalsın aynı müşteriye yine laf anlat. dön işine öğlen yemeğini ye, yemek arasında yine telefonun çalsın. yemeğin soğuyana kadar konuş. odana dön. işlere devam et. telefonun çalsın. Meruskoma göz at yorum var mı? telefonun çalsın. akşam olsun. çalışmaya devam et. geç bir saatte evine doğru yola çık. direksiyonda telefonun çalsın. arkadaşının dertlerini dinle evine git. televizyona gözat. halin varsa çayını iç. uykun gelsin. tam uyuyacakken telefonun çalsın. bu bütün gün yapmış olduğun en güzel konuşma olsun. telefonun tellerinin ucundaki senin en sevdiğin olsun. mutlu ol konuşurken uyuya kal onun iyi uykular sesiyle...</description>
<pubDate>Thu, 16 Nov 2006 08:59:11 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Nereye Tutunacağını Bilmeyen Kelimeler</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=744</link>
<description>İlacı olsa idi &quot;kel&quot; in kendi kafasına sürerdi derler hep. O kel, saçları olsun ister mi istemez mi hiç kimse önemsemezdi. Kelsen eğer ki, saça ihtiyacın vardır. İstemeyerek kel olmuş, ama bundan mütevellit acılar çekmemiş olamaz mıydı insan?

Kimin ensesinde şekil bulacağını bilemediğimiz şaplaklar gibi. Bir önceki masalın sonunda kurulan tüm cümleler, olası bir masalda yeniden kurulacaktır ne de olsa. Torbanın dolması gerekliliği bize yazı yazdırma cüretinde bulunur mu peki? Bulunuyor. Göz önünde olmak için, göze gelmemek için.

Canım masal anlatmak isteyebilirdi benim dün gece. Küçük masum kız çocuğu toplama şansım olsa idi sokaktan belki gerçe olurdu bu hayalim. Ama o saatte hiç bir çocuk bulunamazdı yağmurun ortasında, soğukta. Vardır belki de, nereden bulacaksın ki onu. Hem zaten konuya müdail olması gereken o değildi ki. O telefon açılsa herşey değişecekti. Biliyorum ben.

Atatürk'ün yazdığı güzide eser Nutuk içerisinde şifrelenmiş yazılar tesbit edilmiş. 19 kere tekrarlamış kimi kelimeleri Ata.. Şifre vermiş bize. Ben buna benzer bir şeyi yapmıştım vaktiyle. Güzel de olmuştu ilk günler. Ama epey bir zaman geçtikten sonra içindekileri ben de anlayamaz tada gelmiştim. Şimdiki cümlelerim de farksız bunlardan. İçinde ne olup bittiğini bir tek ben biliyorum. ve korkarım ki bir zaman sonra ben de algılama güçlüğü çekeceğim bunları.

Giderek sıradan olduğumu, sırada bekleşen kalabalıktan bir farkım olmadığını seziyorum. Ve bunu özümsüyorum, seviyorum.

Benimsemek... Aidiyet uyandırıyor bu benim içimde.

Sonra geliyorum satır sonuna, &quot;özümsemek&quot; kelimesinin ne kadar biçimsiz kaldığına aldırmıyorum. Geri dönüp bakmıyorum. İniyorum bir satır daha.. &quot;Yayınla&quot; diyorum.

Gidiyorum.

Rüya gibi öyle değil mi ?</description>
<pubDate>Tue, 14 Nov 2006 14:07:47 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>sen...gibisin...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=743</link>
<description>bakıyorum yüzüne.. her santiminde bir çizgi var. tek bir noktadan tüm kainata uzanan eller gibi. derin, karmaşık, özgür...her an darmadağın olacak gibi. ardında saklanmışsın gibi ama değil apaçık sen olduğunu biliyorum. senden kaçmaları mümkün değil ve sen onları paramparça edebilirsin. sessiz duruşundan mıdır yoksa masumiyetin çizgileri midir?

gözlerimi ayırmadan bakıp durduğum bir tablo gibisin.
doğru dürüst adını söyleyemediğim kaleme sardıramadığım ecnebi ressamların aşk taneleri gibi üzerindeki fırça darbeleri.
yüzünü bile düşleyemediğim tanıdık aşklar gibisin.

az biraz tanır gibiyim yüzünü saklayan somurtkanlığı... aynısı bende var da kurtulmak üzereymişim gibi geliyor. damarlarım bile adını sayıklıyor. yerlerinden oynuyor kemiklerim.

biraz önce elimin ucuna gelen beyinlere kazınası bir isim gibisin.</description>
<pubDate>Thu, 09 Nov 2006 15:16:40 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kuşüzümü..Tadını Unuttum.</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=742</link>
<description>Şimdi yan tarafta bulunan &quot;Geçen Sene Bugün&quot; ile dertleştik. Bir sene önceki hissiyatımın zerresi değişmemiş. Büyümeyi bırak, yerin dibi selamlamış beni. Yine aynı hislerle doluyum.
Annem'den gelmiştim o vakitler. Baba kokusu üzerimde idi. Kardeşe dair söylemlerin hepsini tükettiğim zamanlardı. Geçen sene bugün, çok özlediğim günler olacağını kestirmiştim ben. Aklıma gelmişti. Sonra söylemişti genç adam filmin sonunu..
Biraz içim bukuldu benim. Kahkahalarımı gizlediğim o akşama yine girdik.
O gün de anlatamamıştım, şimdi de öyleyim.
Tadını unuttuğum kuşüzümü.. Belki melhem olur özlemime diye çıkıp dışarı bulamayacağımı bile bile kuşüzümü arayacağım. Pilav içine karıştıkça durulsun diye gözlerim. Karıştıkça, kokusu yayıldıkça bir nebze rahatlayayım..
Ne çok yaram varmış öyle, bugün açılan.
Neyse, anlatmayı hatırlamadan yazmayacaktık öyle değil mi ? Değil!

</description>
<pubDate>Mon, 06 Nov 2006 18:16:34 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>evli değilim ama boşanmak istiyorum</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=741</link>
<description>İllaki yüzüğü takmak gerekmiyor ki elimize... illaki adem ile havvadan kalma değildirki evlilikler... Sevgili olmak zorunda değiliz ki. Nikah dairesine girmedende atılabiliniyor imzalar...

şimdi bu adam ne diye saçmalıyor demeyin. Eğerki bağınız varsa siz evlisiniz. Eğerki imzayı nikah defteri yerine ticaret sicil gazetesine attıysanız siz çoktan dünya evine girmişsinizdir.

Evli değilim ama işimden boşanmak istiyorum.

Kutsal evlilik müessesesi neden deniyor anlıyorum. Kutsallık evlilik kısmının, müssese kısmı ticaret...</description>
<pubDate>Mon, 06 Nov 2006 17:14:01 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Çirkin</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=740</link>
<description>Halet-i ruhiyemin pek bir vahim olduğu şu saatlerde, alınganlık duygusunun doruklarına ulaşmaktayım... Öyle ki her lafı dinlemeden şşşşşşşşşşşş yavaş ne oluyor deyip icabında kalp kırıyorum ... Hem pekte bir beğenmişlik  var üzerimde, havalı mı kokuyorum ne ... Fonda çalıyor &quot;senin için herşeyi herşeyi verdim ya bir gün olur sana bel kıvırırsa binlerce dansöz var&quot;... Olduuuuuuuuu diyorum bende ve katıla katıla gülüyorum. Vermiyorum hiç birşeyimi, ne aklımı ne yüreğimi.. Sonra kırılıp yere atıldığında bu yüreğin pazarda bir benzeri varmı, yada uğrunda saatlerce düşünüp aklımı zorladığımda gözyaşlarına teslim olduğumda bunun dönüşü varmı... &quot;Geri dönüşüm kutusu mu yaratsak ne.. İstenmeyeni tekrar silsek, isteneni tekrar yüklesek... Hem bel kıvırmak ne demek, banane binlerce dansöz varsa.. Ben dansöz mansöz sevmem zaten, ozamannnn pek bir umursamama gerek yok.. Diyorum ya pek bir alınganlık yapıyorum.. Kendine cici  bakkk kızım diyorum ciciiiii ... Daha çok büyücem ben kocaman kız olucam güzelleşcem, bu çirkinlikten eser kalmıcam ebet ebett çirkinliğimden eser kalmıcak.. Hemen büyüsem keşke ...</description>
<pubDate>Sat, 04 Nov 2006 17:09:48 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>gül, tomurcuk ve ...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=739</link>
<description>Çenesi düşmüş bülbüle
hayranlıkla bakan gülün
tomurcukken yaktığı kalpler
o vazoya düşmüşken
onu koklamaya başlamışlar..
Ben bilirim
Gülün budur cefası
Tomurcuk gül olurken iyide
gül dalından kopunca
Üç gündür sefası.</description>
<pubDate>Fri, 03 Nov 2006 14:36:01 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>kaldırım perisi</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=738</link>
<description>Büyüyor elinde kocaman çiçeklerle güzel kız...Yanağında güzden kalma gülücükler.
Sanki her akşam kapadığımızda gözlerimizi gördüğümüz periler gibiler. 


</description>
<pubDate>Thu, 02 Nov 2006 12:21:11 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sen Bilmezsin Bunu</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=737</link>
<description>&quot;Kalbimin Virajları &quot;'ndan esinlendim bu sabah yine. Sabah gözlerimden uyku süzülürken aklımdan geçen yastığa gömüp başımı o viraja girmek idi. Sen bilmezsin, ben daha çok küçüktüm o vakitler, derin yaralar almamıştım, derin çizgiler yoktu yüzümde. Senin olmadığın bir yerde idim ben o vakitler, virajlıydı yollar. Gülümseyişini taşımıştım ben ordan.. Bana ait olmadıkça benim olan bakışın ile..

Virajlı yolları düşünüp uykuya dalarken birden aklıma vapur yolculuğu geldi. Kırmızı pantolonlu bir kızın &quot;sevda&quot;sına gidişi.. Gidemeyişi, geri dönüşü. Geri dönüp de yola çıkmadan önceki hiç bir şeyi yerinde bulamayışı... Sen bunu da bilmezsin. Sana anlatmadım ben, tıpkı diğerleri gibi..

Çok canım sıkkın. Çok uzağım &quot;biz&quot;den. Seninle böyle olabileceğim aklıma hiç düşmezdi. Kendimle böyle olabileceğim de gelmemişti aklıma, seyrime düşenler hep bir kaç neşeli anıyken şimdi üzerlerine toz yığını kaplatmışım.

Bana böyle yazılar yazdırmamalıydık, bizi bu hale getirmemeliydik.

Herneyse..</description>
<pubDate>Wed, 01 Nov 2006 17:27:20 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>blog-bant1.jpg</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=736</link>
<description></description>
<pubDate>Wed, 01 Nov 2006 15:42:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Beyaz kapılı sevenek</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=735</link>
<description>Doğru dürüst bir uykum yoktu..geceden kalma gündüze bulaşma hallerinde bir türlü gidemediğim eski arkadaşıma doğru yola çıktım. Otoyol tanıdıktı. Çizgilerini saya saya devam ediyordum.
Her zamanki gibi elim araba teybinin düğmelerini ilikliyordu. 
Kulağıma gelen norah jones iniltileri okşamışken kulaklarımı içim ürperdikçe uzun zaman önce ara verdiğim duygular tenimde dolaşmaya başlamıştı. Gururum yerlere kapaklanırken tüylerim şaha kalkmıştı. 
Telefon çaldı baktım. Açmadım. Cebine iliştirdim torpidonun. 
Ayçiçek tarlalarının yanından geçiyordum aynı benim başımdaki gibi yeller esiyordu günebakanların.

Annem geldi aklıma.

Gözüm yanından geçtiğim kamyonun kasasındaki &quot;aşkolsun&quot;a ilişti.

O geldi aklıma.

Yaklaştım gideceğim yere zira başka adı varsa bilemem mekanın. Yağmur, sessizlik bir de ben vardık sadece.

...bir de beyaz bir kapının iliştirildiği gri bir ev.
Yakasında tahta beyaz bir kapı.

Kapıya vurdum. Sessizlik ortadan ikiye ayrılmıştı kıskançlığından, beyazla olan kaçamak bakışlarımızın ardında. Ve kapı açıldı.

Buyur edildim. Sarıldım. Öptüm. Kokladım.

Otoyol aklıma geldi. Az önce...geçtiğim.

Bir de tabela...

&quot;sevenek-</description>
<pubDate>Wed, 01 Nov 2006 15:31:03 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bu senin hayatın</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=734</link>
<description>..duruşunla, oturuşunla, kalkışınla, ağlayışınla, gülüşünle, yatışınla, uykunla, uykusuzluğunla, bir bardak çay içişinle, iç çekişinle, açlığınla, tokluğunla, arkadaşınla, yalnızlığıhla, haykırışınla, sarılışınla, ayrılışınla, bağırışınla, susuşunla, derdinle, tasanla, içi dolu kasanla, paylaşımınla, müziği dinleyişinle, gürültüyü sevişinle, kavganla, barışmanla, yarışmanla, terkedişinle, işleyişinle, arızanla, anılarınla, unuttuklarınla, sevdiğinle, gördüğünle, körlüğünle, uzayınla, yalanınla, dolanınla, ipinle, urganınla, kuyunla, atılan taşınla, kaçtır bilmem ama gelmişsin bu yaşınla...
bu senin hayatın.
yaşarsın olur biter

</description>
<pubDate>Tue, 31 Oct 2006 18:07:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>klavyemin tuşları, monitörün bakışları...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=733</link>
<description>Telefonu kapat, klavyeyi parmakla...
Maillerini kontrol et, telefonla konuş, seni arasınlar sen onları ara... 5 saat oldu kalkamıyorum yerimden. Bu nasıl bir iş anlayışıdır?
Dede korkut yazarken dumrulu köprü başında yol keserken, acaba gelir miydi hayallere bir klavyenin dumrulu olamadan delisi olduğumuz... E zaten korkut dede ne bilecek klavyeyi daha telefonu çalmamış...
Hem köprülerden geçişler hala paralı üstelik dumrulun haddi hesabı yok...</description>
<pubDate>Tue, 31 Oct 2006 15:31:07 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>A Bu Hayat Böyle</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=732</link>
<description>Evet Nazan Öncel dinliyorum. Ama inatla eskilerini. Son albümüne olan sinirimi dile getirmiştim zaten. Şimdi konu yine o değil. Hayret bir olay ki bu sefer bir şeye takılıp daimi olarak onu dile getirmekten vazgeçmiş durumdayım. Zaten kesin karar alayım diyorum kendimce, sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine yazmamayı tercih edeyim. Şimdiki konum da -yine- başlık ile alakasız..

Çünkü efendim, ben hayat ile ilgili dırdırlarımı çok önceleri bırakmıştım. Çok önceleri kendime söz vermiştim sürekli hayattan şikayet etmeyeceğime uslu kız olacağıma. Ama ne tezattır ki asi kız yanım hayatın getimiş olduklarını kabullenişime de tepki gösterdi. Yine ikizler oluşumun ceremesini çektim anlayacağın.

Dün gecem hiç olmadı benim.  Pazarı yaşamadım ben hatta. Kalbim uykuda idi hep, gözlerim görmüş olduklarıyla mutlu olurken ağladı. Aklım kaydı.. Sabah bir güzel tonlama yüzünden de şimdi arsız bir bakış altındayım..

Ahahaha yazının içine tavşan koydum, hadi bulan varsa beri gelsin!

 </description>
<pubDate>Mon, 30 Oct 2006 14:42:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>o bir hayattır ellerimizden uçup gitmiş.</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=731</link>
<description>inanmak mümkün değil... hep aklımın köşesine asılı duran bir nedenden ayrı kalmak...
ne demek oluyor ki bu şimdi?
acıyan noktaları mıdır kalbimizin yoksa sonsuza uğurlanmış bir mektup mu?
hiç bu kadar sevipte ayrı kalınır mı?
mümkün müdür?
imkan dahilinde midir yoksa sınır ihlali midir?
uyanılası bir kabus mudur?

mektup mudur postalandığı sanılan ama masanın altında bir köşeye sıkışıp kalmış...

yalan mıdır? habire söylenmiş. kime? ne zaman?
NEDEN?

bir anlamı kalmış mıdır aynı havayı solumanın
yoksa herşey kocaman bir balonun içinde mi cereyan etmiştir?

karbondioksit zehirlenmesi midir?

o öpülesi gözleri bir daha bakarken göremeyecek gözlerin yaşlarını tutupta içine atması mıdır midemizi büklüm büklüm yapan?

yok olunası bir yer küre midir yeşil kent?

gidilesi bir yol mudur daha önce el ele dolaşılan otoyolları yurdumun?

her gece rüyada atılacak bir öpücüktür, belki her çocuk geçtiğinde &quot;zeynep&quot; türküsüdür yüreği dağlayan, belki giyilen gömlektir, takılan saat, koklanan fulardır, takılan kolye, seyredilen fotoğraf, duyulan isim, çeyrek ömür geçtikten sonra geri dönülüp çekilen derin bir ahtır, belki bir gün bir gazete parçasında gözün takılacağı evlilik haberidir, belki...

belki hoş bir sada'dır hücrelerimize işlenmiş ve hiç kaybolmayacak.

o bir hayattır.
ellerimizden uçup gitmiş.

gelmeyecek..

dönmeyecek..

istemeyecek...

nasıl?

mümkün...

olur...</description>
<pubDate>Mon, 30 Oct 2006 10:02:10 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yolumu kaybettim...Harita var mı fazla..</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=729</link>
<description>Abuk olduk, üç günlük ömrümüzle.. Merush ne isim vardı sabaha kadar papanın takkesini izledim.
Merush papanın takkesi dümez mi hep biz kel dolaşıyoruz?
Merush atılmak için sokağa illa içeri mi girmek gerekir?
Merush...
Demek güzel oluyor.</description>
<pubDate>Sat, 28 Oct 2006 17:31:52 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Dipsiz Şiir</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=728</link>
<description>Ne çok şiir okudum. Gün bitti. Bitmedi şiir.
 
Diyorlar ki, sayfa hışırtıları çıkarıyorsun konuşurken. Ve hiç nokta koymuyorsun sesine.
 
Başka ne yapabilirim a'canım, yine bir aşk kapağını açmış okunurken bende. </description>
<pubDate>Sun, 22 Oct 2006 01:27:33 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İçinde Bu Kadar Öfke Mi Vardı?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=727</link>
<description>Bire on katarak ağırlığımca altın saydım.  Öyle ağırlaşmışım ki sayma eylemi epey uzun sürdü. Kalemsiz kaldığım günleri saymak bir yana dursun , öte yanım hep özlemleri ölçmekle uğraştı. Sıkkın bir hissiyat idi bu, yerin dibine geçirilmesi istenen.

Görmek istediğim yüzler çıkmadı önüme yol boyu. Görmek istemediğim yüz de yoktu oysa, herkese eşit oranda gülücük dağıtmış bir yüz, aynadaki aksine hiç istemediği denli yaralar aldığını itiraf etti çok sonra. Sıkıntıların tavan yaptığı günleri, tüm o sıkıntıları bir süpürge yardımı ile halının altına itmeyle bitirdik. Değişen pek bir şey olmamıştı, sıkıntılar yer değiştirmiş, daha bir ayak altında olmaya başlamıştı yalnızca.

Zor gelen bir oyundu bu. Henüz klavye ve mouse kavrayamamış ufak bir elin , geçip PC oyunu oynamasına benzemişti bu durum.  Alışılagelmiş travmalar yerini almıştı sahnede.

Cümleler kırık dökük. Anlatılmak istenen yine yok içlerinde. Yine anlaşılmaz harfler yanyana. Gerginliğin anlamı yok.

Şekerlerin hepsini yutmuş bir çocuk. Bırakmamış yarına.. Öyle de.. Geç.</description>
<pubDate>Wed, 25 Oct 2006 21:29:58 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir ara verip su içim dedim:)</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=726</link>
<description>
 

Efenim pek bir meşguliyet sahibi insanım bugünlerde öyle ki su bile içmeyi unutuyor olmuşum. şimdi meşguliyetimden söz edecek kadar zamanım yok dedim ki bir haber salayım blogumu özlediğime dair :(
sessizim, meuş sana bakıyordur ben yokken. uslu ol tamam mı mucx :)</description>
<pubDate>Thu, 19 Oct 2006 21:43:54 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Susar Dudaklarımdan</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=724</link>
<description>Kapanır sonra perdeler, hüznün adını yalnızlık alır. Rol gereği birbirlerine sarılırlar, eften püften koşuşturmalar serpilir biraz oyalamak için &quot;seyirciyi&quot;. Anlatmaya çalıştığın masallarındır gözler önüne serilen. 

Aklıma eskilerden bir şarkı düştü : sabır taşı çatladı artık olamaz. (seni benim elimden kimse alamaz.. sacını başını yolarım gibi bişey ile devam ediyordu sanırım) Canımı sıktı bu hadise akşam akşam bak şimdi. Şarkılardan fal tutma sırası değil hanfendi, gömülünüz derhal derinlere.

Gömülmek isteyip de gömülemediğim derinlikler artık işin suyunu çıkarmış olmamdan mütevellit beni kabul buyurmuyorlar. Ben de uykum gelmesinden ziyade, koşar adımla kaçmak istediğimden uzak kalıyorum. Uzak.  (yakın olmak için uzak dur benden)

Neyse, susar benim dudaklarım.  Kısa cümleler kuralım artık gülperi.. Gülsene Peri ???</description>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2006 01:08:11 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Zindan</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=723</link>
<description>Zından alacaklarını topluyor
Tepeden tırnağa
Borcum yok
Bozdurdum ömrümü
Gençliğim düştü payına</description>
<pubDate>Fri, 13 Oct 2006 20:32:59 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>kaçış</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=722</link>
<description>burası hiç bir yer

ne bir ülke ne bir devlet

sadece yaşanılan yer...

komünüme alacaıım sizide

bir gün siz ve ben (yani biz)

mutlu yaşıycamız bir toprak bulacaız

belki tanrıların dağının dibi olympos belki başka bir yer

ama olcak işte

kaçış gerçekleşecek</description>
<pubDate>Fri, 13 Oct 2006 02:12:34 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>sonbahar</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=721</link>
<description>daha erkenmi sararmış yaprakların hışırtısında yürümek istemek için, hüzünlere dalıp güzellikleri yaşamak için ,,,

erkenmi acaba

burda kayın ağıçları yok ,kestanede ,gürgende,palamutta,kızılağaca bile razıyım ...

sadece salak çam ağaçları var bide tabiiki kavaklar:S

oof yaa of

 </description>
<pubDate>Thu, 12 Oct 2006 23:48:05 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Özlem Vurmuş Satırlara</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=720</link>
<description>Her gün mektup yazmak gibi bir şey sensiz olmak. Eline kağıdı alıp alıp buruşturmak, kalemle eline koluna desenler çizmek gibi. Hazmedemediğin tüm herşeyin elini kolunu bağlaması gibi. Cümlelere hep &quot;ikinci tekil kişi&quot; imişcesine başlamak gibi seni özlemek. İçimi sarartan bakışlar, kaleme özlemler hep senin yokluğunla geldi yanıma. Ürperdim en çok soğuk gecelerde.

Kalbe kırık tebessümler uzattım, kaleme yenik düştüm kimi zaman. Düşlerin tarlasına uzandım kalem elimde, özlemin kalbimde. Ulaşayım istedim bir an evvel &quot;cennetim&quot;e..  Çok özlediğim günlerde elimi kolumu bağlar oldu bu hasret, Kokusuna özlem duyar mı insan yanı başındaki nefesin ? Her anını paylaştığın yürek gelir otur mu taşmışcasına yüreğine.

Özlediğim tüm günlere inat geleceğim yanına. Oturup ne hali varsa görecek tüm ağır yüklerim.

Yeter ki sen gitme.</description>
<pubDate>Thu, 12 Oct 2006 12:37:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>KUYU</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=719</link>
<description>Hayatınızda hiç kuyunuz oldu mu? diye soruyordu beni hiç mektupsuz bırakmayan bir sevgili okurum geçenlerde...

O'nun olmuş; &quot;Hayatımın büyük bölümünü kaplayan bir kuyu hem de... Kimbilir kaç dolunayda gittim, ses verdim, yıldızlar attım, kahkahalar savurdum, gözyaşı döktüm kuyuma&quot; diyordu. Sonra bir gün terk etmiş kuyusunu... Umutlarla kapatmış üzerini...

Gömmüş yalnızlığını...

 
* * *
 

Hepimizin bir kuyusu var elbet...
En derine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı... Endişelerimizin barınağı...

Hepimiz düşer çıkarız bu kuyulara... Lakin sonunda kimimiz kuyumuzu kapatır gömeriz; kuyuya kapanıp gömülür kimimiz...

ODTÜ Felsefe Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet İnam, &quot;Doğu Batı&quot; dergisinde ruhumuzun kuyularında bir hafriyata girişiyor:

&quot;Zaman zaman düşeriz kaygı çukuruna&quot; diyor, &quot;İçimiz yanar, yüreğimiz burkulur, rahatımız kaçar, huzurumuz uçar gider. Ama çukura çakılıp kalmayız. Çukurun devamlı sakinlerinden olmayız. Çukur bir tünele dönüşür, umut ışığı yanar, çıkar gideriz.&quot;

Bir de &quot;çukura düşücüler&quot;den söz ediyor Prof. İnam: &quot;Çukur onların yolları üzerindedir hep... Çukurdan çıktıklarında kendilerini yaşam karşısında savunmasız hissederler. Kaygılarıyla bir koza gibi örmüşlerdir ruhlarını... Kaygıdan kurtulmak için kaygıya dönmek zorundadırlar.&quot;

İlk kategoridekiler, kaygılarını bir enerjiye dönüştürüp yaşama tutunmak için kullanılarlar. İkinciler ise sallanıp dururlar bir boşlukta... &quot;Ne kuyudan çıkış isteği, ne de kuyunun karanlığına çare bulma kaygısı taşırlar.&quot;

Kaygı kuyusunun çekim gücüne bedenemizden ve duygularımızdan örnekler veriyor İnam: &quot;Çukur düşücü&quot;, bir yeri ağrısa &quot;Ya kansersem&quot; diye tutturur. Bu soru işaretinin çengeline asılıp çukurun girdabına sürüklenir. Bedeni ağrımayacak olsa da ağrımaya başlar zamanla... Kaygı, hapseder vücudunu... &quot;Ya yalansa dedikleri?..&quot; sorusuna takılır kalır... &quot;Ya aldatıyorsa beni?..&quot; diye kuyuyu kendine dar eder. Gizliden gizliye suçluluk hisseder. Pişman olur, kendinden tiksinir. Hep eksik, hep yanlış, hep bir şeyleri kaçırıyor olmanın ağır yüküyle sarıldıkça hayatın ipine, hepten çöken kuyunun dibine...

&quot;Kaygı çukuruna düşmüş bu insanları yönetmek bir iktidar için ne kolaydır&quot; diyor İnam... Bir de tersinden soruyor: &quot;Yoksa bu türev kaygıları yaşayanlar asi olup, teröre mi başvururlar?

 
* * *
 

Bilmem farkında mısınız, son yıllarda &quot;kendini yakan&quot; insanların alevi sardı ortalığı... Pek alışık olmadığımız türde bir öfke ve intihar türü bu... Bir gün kendini liderine feda etmiş bir kadının bedeni ateş alıyor, bir başka gün gecekonduda bir dul, evlilik hayalleri yıkıldı diye tutuşturuyor derisini... Ertesi gün kızgın bir adam, karakol kapısında küfür yedi diye ateşe atlıyor.

Benzini boca edip çalıyorlar kibriti kendi bedenlerine... Saçlarının alevi, giderek küçülen bir ateş topu gibi süzülerek dalıyor kuyunun derinliklerine... Kaygılandırmıyor bizi onların kaygısı... Ateşleri yakmıyor tenimizi...

Kuyulardan delik deşik olmuş bir yolda düşe kalka yürür gibi yaşıyoruz hayatı... Çukur çukur olmuş bir kalple...

İki ucu var tepkilerimizin. Kimimiz bir endişe kuyusuna dalıyoruz, kimimiz daha derin bir &quot;aldırmazlık kuyusu&quot;nun girdabına...

Ya siniyoruz kuşkudan ya da umursamıyoruz bile... Artık hiçbir &quot;şok haber&quot; şok etmiyor bizi... Alışkanlık, kemiriyor benliğimizi... Her hafta yeni bir &quot;düşman&quot; boy gösteriyor ekranlarımızda... Sıkılıyoruz ertesi hafta yenisini görmedik mi... yanık ten kokusuna bile alışıyor burnumuz...

 
* * *
 

Peki &quot;kuyudakiler&quot; için ne yapmalı?
&quot;'Dert etme' demek yanlıştır. Çünkü kaygı, bir yaşama sorumluluğudur aynı zamanda. Dünyayı umursamaktır&quot; diyor Prof. İnam... &quot;En iyisi bir ayna vermek onlara&quot; diye ekliyor: &quot;Çünkü çukura düşücülerin kendileriyle yüz yüze ilişkiye gereksinimleri vardır. Ruh, çukura düşmüş, orada çukurun dışını, insanları, evreni unutmuştur. Çukurda kendi dünyasının çamuruna batmıştır. Dünyası küçülmüş, yaşama enerjisi boşa akmaya başlamıştır. Onlara kendi içlerindeki sesi dinlemelerini söyleyin.&quot;

 
* * *
 

Bu akşam haberleri izlerken yanan bir beden görürseniz, doğruca gidip aynaya bakın.. Kuyunuzdan çıkarın başınızı ve dikkatlice bakın: Umursarsanız onu, sizin de yüzünüz yanar, kızarırsa gördüklerinizden, burnunuz düşerse ten kokusundan, o alevin harı, umut ışığınız olabilir. Kuyu, bir tünele dönüşür o zaman, yalnızlığınızı gömer, yaşamın ipine tutunur, çıkar gidersiniz

CAN DÜNDAR'IN 2.10.2006 tarihli yazısı</description>
<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 09:01:49 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>HİSSEDİYORUM</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=718</link>
<description>Akşam yağıyor üzerime, hissediyorum. İçimdeki bu yavaş yavaş çöken karanlık hissi bundan olsa gerek. Onu sessizce karşılıyorum bir köşe başında. İliklerime kadar akşam doluyorum. Bir kenarımda ay halesinin varlığını seziyorum hatta. Hatta yıldızlar parıldıyor her bucağımda. Gözümü alıyorlar. </description>
<pubDate>Mon, 09 Oct 2006 14:53:49 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kalbini mi kırdım affedersin</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=717</link>
<description>Efenim sözü uzatmadan direk girim konuya Ben bu Demet hatuna pek bi bayılırım.. Allah 'ım şarkı öyle güzel ki coşuyorum dinledikçe. Birde arkadaş sözleri değiştirip kendine göre yazınca pek bir hoşuma gider oldu &quot;Affedersin kolunu mu kırdım diyor :)))üfsss sanırsam canım sıkkın neden yazdım ben şimdi bunu banane istediği gibi şarkıyı söylesin hem ben sevmem ki demeti:S öfss pazarrr bugün pazarr canım sıkıldı evde havada kapalı pc kopat oldum evde aynı zamanda deliiii kaçırdım aklımı arıorum nerde bulsam çıkıp gezicem yokki :D</description>
<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:18:27 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kaçıncı Mektup</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=716</link>
<description> 

 

Yine bir kış sabahıydı</description>
<pubDate>Sat, 07 Oct 2006 16:58:15 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sevgiyle Kal ...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=714</link>
<description>






Sebebi belirsiz bir can sıkıntısı çekiyor düşüncelerim,
Apaçık ortada herşey oysa...
Yalanlar duyup gerçeği unutmaktan,
Sahte yüzlere kanıp iyiliği ararken,
Nasıl olur da tek bir söz söyleyemem...
Sessizlik ömrümün en vazgeçilmezi...
Susturmasın düşündüklerim,
Konuşmak istiyorum...
Kimsin sen nesin?
Bana bir yol gösterdin,
Elimi tutup adım attın benimle,
Yarısı bile değildi yolun çekip gittin...
Sana kızmadım sanma,
Evet hiç birşey demedim,
Sen bunun gönül rahatlığıyla gittin!
Bana kavgalarım kaldı,
Senden sonra ki bana düşmanlığım kaldı...
Yıkıldım,
O yolu tek yürüdüm ben...
Gözyaşı nedir ki,
Ben yüreğimi kanattım!
Ağlamadım ağladığımı hiç görmedin,
Bilemedin ki yüreğimde kopan fırtınaları,
Göremedin ki ne bastırsam dinmeyen yüreğimde ki kanamayı!
Çok yıprandım,
Düşüncelerim gecelerce gitmedi yanımdan,
Uyuyamadım....
Gece ve gündüz diye bir kavram yoktu o zamanlar,
Ben gündüzüde gece geceyide aynı yaşadım..
Güneş mi doğmuş ne zaman nerde!
Güneş yeryüzüne ışık mı vermiş ne zaman nerde!
Karanlık ıssız ve yalnızdım!
Aşkın büktüğümü boynumu sana eğmedim ben,
Gurursa gurur evet,
Sana yıkıldığım anda ki o zevki yaşattırmazdım, yaşattırmadım...
O yüzden bilemedin senden sonra ki halimi.
Bir kaç fotoğraf geçti eline,
Gülüyorum sandın...
Sen bırakıp gitmesini iyi bilirsin bende gülerken ağlamasını!
Sonra sonra..
Yok sonrası bitmeliydin biticektin ve bittin!
Şimdi karşımda ki kim,
Ve neler söylüyor bana...
Sen misin pişmanlığı ağzına alan,
Sen misin bana ihtiyacı olduğunu sayıklayan...
İzin verir misin gitmem gerekiyor,
Daha çok yolum var,
Sensiz...&quot;Ben aştım seni...&quot;
&quot;Yinede kırmayacğım kalbini,&quot;
Sevgiyle kal...</description>
<pubDate>Sat, 07 Oct 2006 15:42:28 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir Bilsen Ben Ne Haldeyim</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=713</link>
<description>Uzun uzadıya bir şeyler anlatmayı öyle çok özlemişim ki. İçimi dökmeyi. Yazarak değil ama. Yazmamalı, uzandığım yerden konuşmalıyım. Hissetmeliyim bakışıyla beni &quot;dinlediğini&quot;. Ne zamandır erişemediğim bu keyfe bir kaç telefon görüşmesi neticesinde az da olsa erişebildim. İçimi ısıtıp ısıtıp önüme koydular benim, ama hiç tepki göstermedim buna. Sevindim de uzun bir aradan sonra yeniden &quot;o sıcaklığı&quot;  hissetmiş olmama. 

Anlatacak olduklarımı dinlemedi kimse benim çoğu zaman. Kimi zaman da ben hep geriye attım &quot;anlatma zamanı&quot; nı. Bekleyeyim, düzelir herşey dedim. Olmadı. Elime yüzüme bulaştı hepsi. Sonra ben pek bir şey yapmamayı seçtim. &quot;Mola&quot; vereyim istedim. Sonra yeniden konuşayım dedim, yanımda kimselere olmadı bu kez..

Ben hangi kulakların ağzıyım?</description>
<pubDate>Fri, 06 Oct 2006 14:27:22 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sessiz Geliyor (:</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=712</link>
<description>
Evet evet... Yeni tasarım süpeyy :))</description>
<pubDate>Fri, 06 Oct 2006 02:29:20 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Neresinden Tutup Da Düzeleyim ?</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=711</link>
<description>Saatler önce uykusuzluktan bitap düşmüş bir şekilde, yenilen yemeğin ardından koltuğa gömüldüğümde aklımdan geçen tek şey uyumak idi. Üzerimde ağırlık yapan battaniyeden bir an evvel kurtulmalı ve uyumalıydım. Sürekli olarak devam etmeliydi bu uyuma hali.  Gözlerimi araladığımda televizyondan gelen ATV nin cikkiidi ciiik ciik sesi ile haber verdiği Avrupa Yakası nın başlama cıngılıydı. Evetti. Tabiri caiz ise &quot;nah&quot; uyursundu Merush Hanım. Uyumadım. Uyumamakla kalmayıp kahkahalar savurdum. Duvarlarda yankılandı sesim, diğer bina sakinleri dilekçe bile verdiler savcılığa gürültümden. Ama ama ama çok komikti! Çok güldüm ben kendi kendime. Üzerime çay döktüm, kanepeden düşme girişimlerim oldu. Ama ölmedim, güldüm ben, çok güldüm ben. Kahkahkah güldüm ben. Ama bitti. Avrupa Yakası bitti,sakinleştim, yavaşladı hareketlerim, uykum geldi, sinirim depreşti, ellerim gerginleşti, çattttttt diye çatlamak üzereyim şimdi!</description>
<pubDate>Wed, 04 Oct 2006 22:48:25 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Nokta Hanım</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=710</link>
<description>Öyle durup düşündü bir süre, duruşma çıkışı, Sabri Serin'e söylediği bir söz geldi usuna, birkaç dakika süresince gözlerini tavana dikip sustu öyle, sonra gülümsemeye başladı, Niyorklu'nun sağ elini avcuna alıp sıktı, sonra, bir giz verircesine, &quot;Pek de emin değilim ya bu işin bir çözümü var gibi&quot;, diye fısıldadı.
&quot;O çözüm ne peki?&quot;
Can Tezcan önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşunu, yirmi beş yıl önceki gönül ilişkisi konusundaki soruları yanıtlayışını, sonra da Sabri Serin'e &quot;Özel yargı Mevlüt Doğan döneminin yargısından daha kötü olmaz&quot;, deyişini anımsadı, daha da yaklaştı Niyorklu'ya, dudaklarını nerdeyse kulağına yapıştırdı.
&quot;Yargının özelleştirilmesi&quot;, dedi: &quot;her şey gibi yargının da toptan ve tam anlamıyla özel kesime geçmesi, yani senin gibi bir büyük patrona satılması.&quot;
Belki birkaç gün önce Resimli Gündem'de okuduğu gülmece yazısından, belki Niyorklu'nun az önce söylediği sözden, belki de Sabri Serin'e öfkeyle fısıldadığı tümceden, ama her şeyden önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşundan ve yargıcın sorularını yanıtlayışından esinlenmişti; ne olursa olsun, ilk kez ağzına almıyordu bu konuyu: daha gencecik bir avukat olduğu ve sol düşünceden hiç mi hiç ödün vermediği yıllarda, kanlı bıçaklı oldukları zaman bile hep birbirlerine benzeyen ülke yöneticilerinin usa gelebilecek her şeyi pazara çıkarmaları, özellikle de nice serüvenler yaşadığı İstanbul Üniversitesi'ni eski bir kaçakçıya satmaları karşısında, kimi zaman gülerek, kimi zaman içi burkularak &quot;Gün gelecek, bu herifler yargıyı da özelleştirecek!&quot; dediği çok olmuştu. Başka çıkışlarını da anımsıyordu Can Tezcan: oldukça yakın bir geçmişte, ama bu kez hiç içi sızlamadan, alaylı bir biçimde, dağların, taşların bile özelleştirildiği bir dönemde, en azından yönetimin kendi kendisiyle tutarlı olabilmesi için yargının da özelleştirilmesi gerektiğini kesinliyor, bir karşı çıkan olunca da &quot;Kardeşim, her şey özelleştirilmiş bu memlekette, yargı neden özelleştirilmesin ki?&quot; diyordu. &quot;Neden yargı, hatta polis örgütü, hatta ordu, hatta bakanlıklar da özelleştirilmesin ki? Ülkenin tüm kaynaklarını adamlarına dağıtırken, yargıyı unuttular anlaşılan, ya da fazla önemsiz buldular. Ama göreceksiniz yakında, ona da sıra gelecek.&quot; Dinleyenler gülüyordu bu öngörüye, kendisi de gülüyordu. Karşı çıkanlar oldu mu tartışmayı yapay bir biçimde uzatıyor, ülkeyi gerçekte patronlar yönettiğine ve özel yargı yöntemleri her geçen gün biraz daha ağır basmaya başladığına göre, böyle bir özelleştirmenin, herhangi bir aksaklığa yol açmak şöyle dursun, patronlarımızın sorunlarını çok daha kolay çözeceğini söyleyerek kahkahayı koyveriyor, gençlik yıllarının coşkulu havasını yeniden bulduğu bu ayrıcalıklı dakikalarda, daha bir içten, hatta daha bir mantıklı olduğunu, daha tutarlı çözümlemeler yaptığını düşünerek içlendiği bile oluyordu. Ama bu kez, hafiften alaylı bir biçimde bile olsa, yargının özelleştirilmesini ilk kez belli sorunların çözüme kavuşturulması yolunda bir araç olarak düşünmekteydi.
Ne olursa olsun, Temel Diker'in &quot;İyi de böyle bir şey nasıl olabilir ki?&quot; diye sorması üzerine, biraz ileri gittiğini ayrımsadı. &quot;Nasıl mı? Nasıl mı?&quot; diye yineledi birkaç kez, gözlerini tavanda bir noktaya dikip düşünmeye başladı. En sonunda, konuğuna dönüp de &quot;Özelleştirilmedik ne kaldı ki, dostum? Şimdi polisler, subaylar bile patronların okullarında yetiştiriliyor. Yargı neden patronlarımızın güçlü ellerine bırakılmasın ki?&quot; dediği zaman, aradan en az on dakika geçmişti; üstelik, verdiği yanıt kendisine yöneltilen sorunun tam karşılığı da değildi. Temel Diker'in tepkisi de açıklıkla ortaya koydu bunu: önce büyük bir coşkuyla &quot;Evet, öyle ya, yargı neden patronlara bırakılmasın ki?&quot; diye onayladı, hemen arkasından da &quot;İyi de bu işin bana ne yararı olacak?&quot; diye sordu. &quot;Bu evi o herifin elinden almamı sağlayacak mı?&quot;
Can Tezcan bu kez hiç duralamadı.
&quot;Bir düşünsene, dostum, şöyle bir düşünsene&quot;, dedi: &quot;yargıyı sen satın almışsın, tepesine de beni oturtmuşsun: karşımızda kim durabilir o zaman?&quot;
Böyle bir olasılığı düşünmek bile Temel Diker'in başını döndürdü.
&quot;Evet, evet, evet&quot;, diye onayladı. &quot;Evet, o zaman... o zaman hiç kimse duramaz karşımızda!&quot; Bedenindeki tüm yağlar kasa dönüşmüşçesine toparlanıp dikleşiverdi koltuğunda, ama, hemen arkasından, kuşku kafasını bir kez daha karıştırdı, &quot;İyi, güzel de buna bizim gücümüz yeter mi?&quot; diye sordu.
Can Tezcan duralamadı bile.
&quot;Neden yetmesin? Yeter de artar bile. Bu arada bizim Varol'u da kurtarırız, yağdan kıl çeker gibi çekip alırız ellerinden&quot;, dedi. Gözleri boşlukta, öyle dalıp gitti gene. Temel Diker &quot;Varol da kim?&quot; diye sorunca da yüzünü buruşturdu. &quot;Varol da kim mi dedin?&quot; diye mırıldandı, &quot;Varol benim en eski, en yakın iki arkadaşımdan biri, tam on dokuz buçuk aydır içeride, suçunun ne olduğunu bile bilmeden gün sayıyor&quot;.
&quot;Ha, anladım, şu Varol bey&quot;, dedi Temel Diker. &quot;Tamam, onu da kurtarırız bu arada. Hele herifler bir 'He!' desinler de. Ama derler mi gerçekten?&quot;
Temel Diker'in &quot;Onu da&quot; demesi Can Tezcan'ı biraz sinirlendirdi: adam en eski ve en yakın arkadaşına bir ayrıntı gibi bakıyordu.
&quot;Tam on dokuz buçuk aydır denemediğim yol kalmadı, ama tüm çabalarım boşa gitti. Herifler yargıçlarını iyi seçmişler, bir adım bile gerilemiyorlar&quot;, dedi.
Temel Diker işitmedi sanki.
&quot;He derler mi gerçekten?&quot; diye üsteledi.
Can Tezcan konuşmayı daha bir bilenmiş olarak sürdürdü o zaman.
&quot;Herifler bunca zamandır en büyük kuruluşları, en yaşamsal yer altı kaynaklarını bile yerli, yabancı demeden, yok pahasına sattılar, hem de bunu bir övünç konusu yaptılar&quot;, dedi. &quot;Sıra yargının kırık iskemlelerine, topal masalarına, on yıl öncesinden kalma bilgisayarlarına gelince cimrilikleri mi tutacak?&quot;
&quot;Yani çok paradan çıkmayacağız mı diyorsun?&quot;
&quot;Bundan hiç kuşkun olmasın: ben diyeyim bir gökdelen fiyatı, sen de iki.&quot;
&quot;O zaman bu işi olmuş bil&quot;, dedi Temel Diker, sonra, iş şimdiden kotarılmışçasına, yargı kendi ellerine geçip de önü açılınca neler yapacağını anlatmaya girişti: bundan böyle tarihti, coğrafyaydı, sanattı, çevreydi, hiçbir gerekçe karşısında duralaması söz konusu olmayacağına göre, İstanbul'u kısa sürede bir ikinci New York yapması iyice kolaylaşacaktı. &quot;Bilemedin, on yılda çıkarım bu işin içinden&quot;, diye noktaladı düşünü.
Can Tezcan, pek de inanmadan, ama mutlulukla dinliyordu.
&quot;Ya şu senin Özgürlük Anıtı?&quot; diye sordu. &quot;Özgürlük Anıtı ne olacak?&quot;
&quot;Özgürlük Anıtı mı? Özgürlük Anıtı benim için çocuk oyuncağı. Yeter ki izin çıksın&quot;, dedi Temel Diker. &quot;Bilirsin, New York limanının girişinde Özgürlük Anıtı yıllar süren çalışmalardan sonra, 1886'da tamamlanmıştı; o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular aktı, bilim ve teknik öyle ilerledi ki bildiğin gibi değil, ben Sarayburnu'na o heriflerinkinden üç dört kat daha büyük bir Özgürlük Anıtı dikeceğim, hem de çok kısa bir sürede, ama onların Özgürlük Anıtı'nı diken mimar...&quot;
&quot;Heykeltıraş!&quot;
&quot;Evet, heykeltıraş... Heykeltıraş, şu Bartholdi dedikleri uşak... bugün tekniğin nerelere geldiğini görse, dudakları uçuklardı herhalde&quot;, dedi Temel Diker, sonra tuhaf bir gülümseme yayıldı yüzüne, &quot;ama sıkı herifmiş&quot;, diye sürdürdü: &quot;kadına, hani şu meşaleyi tutana, kendi anasının yüzünü vermiş, ben de benimkine Nokta hanımın yüzünü vereceğim.&quot;
&quot;Nokta hanım kim?&quot;
&quot;Nokta hanım benim anam.&quot;

* Tahsin Yücel'in 11 Ekim'de çıkacak olan Gökdelen adlı romanından bir bölüm. Kitap Can Yayınları tarafından yayımlanacak

Kaynak: RADİKAL-çevrimiçi</description>
<pubDate>Tue, 03 Oct 2006 11:21:36 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ekim (!)</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=709</link>
<description>'Uzun zamandır bu saatte birşeyler yazmıyorum' diyerek başlanır mı bir yazıya ? 

Takvimler Ekim ayının geldiğini gösteriyor..Dışarıdaki hava ise hiç Ekim ayı havası yok. Hala yazdan kalma güneş,insanların üstlerinde yazlık giyecekler,ağaçlar ise hala yeşil..
Oysa gerçek Ekim ayı böyle değildir.
Yağmurlarla başlar ilk günler..Sert rüzgarlar eser ağaçlardaki yaprakları dökmek için..
Üşütür insanı..'Artık iyi giyinmeniz lazım' der..
Sokaklarda sarı sarı yapraklar görmek istiyorum ben. Öyle bir soğuk olacak ki sabahları,yatağımdan kalkmak istemeyeceğim..

 

Bir an önce geçsin şu günler..

Eski Ekimlerin sadece havasını özledim.. Fakat senin varlığını çok özledim..

 

//Özledim teninin kokusunu özledim..</description>
<pubDate>Mon, 02 Oct 2006 12:45:06 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İsimsiz Korkular</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=708</link>
<description>Her sabah olduğu gibi oturdum koltuğuma, her sabah olduğu gibi değildi sanki bu sabah. Bir huzur vardı , içimde anlamsız korkular vardı, tarifi mümkün olmayan aşklar vardı bu sabahımda. Oturdum yerime elimde gazetem ile (hain bakkalım Ramazan münasebetiyle geç açmakta, dolayısıla Radikal yerine Vatan aldım içinde başka işe yarar gazete bulunmayan diğer bakkaldan) Çay içmedim elbetteki bu sabah yine Ramazan münasebetiyle. Gazeteyi okumaya fırsat bulamazken -ki daha değerli bir kaç kelam isterken canım- gelen angarya işlere göz attım. Değerli olan kelamlar beni havalara uçurdu, kalp ağrım dindi, günlerdir akla hayale sığamayacak korkularım bir çantaya tıkıştı. Kapı önünde bekliyorlar şimdilerde. Her sabah gibi olmayan bir her sabah gibi sabaha günaydım dedim ben. Hem içimden, hem dışımdan. Aydın ol dedim, güne, geleceğe..

Radikalin internet sayfasında bugun günün sözü olarak
&quot;Yalnızlık&quot; tek kelime. Söylenişi ne kadar kolay! Oysa taşınması o kadar zordur ki...
Goethe &quot;
var.. Günlerdir yalnızlığa ışık tutuyorum ben, günlerdir içimden hep içi yalnızlık dolu cümleler geçiyor. İsmini koyamadığım korkuların hepsi onun altına sığınıp hayale dalıyorlar. Dolu dolu bir sabah, korkuyla dolu bir sabah. Geleceğe olan inançla dolu bir sabah. &quot;güzel günler olsun&quot; temalı bir sabah..

Benim biraz başım dönük. Hava soğuk. Kış hissettirken  kendini bir yerde sıcacık bir bedenin seni beklediğini bilmek güzel. Gece olsa da girsem koynuna. yalnızlığıma, ya da kalabalıklığıma. Hepsini bir yana geç, günlerdir benden uzağa giden huzuruma.

İyi bir hafta/ay olarak başladı yine öyle bitsin. İleriyi görme kabiliyetim köreldi, ismini koyamadığım korkular ay sonuna kadar bu huzur devam eder diyemiyor maalesef. İçimden yalnızca iyi bitsin bu hafta demek geliyor. Hepsi sırayla... Gün.. Hafta.. Ay..

//Çölün ikliminde sular seller gibi sevdim seni.</description>
<pubDate>Mon, 02 Oct 2006 11:54:40 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Düşünüyorum Senden Sonrasını ...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=707</link>
<description>
Düşünüyorum aslında senden sonrasını</description>
<pubDate>Fri, 29 Sep 2006 23:46:44 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Belki Zamanla Teker Teker Silinirler Aklımdan</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=705</link>
<description>Çok uzun zaman değildi oysa, aynadaki yüzlere gülümsemeden geçen gün sayısı artmamıştı henüz. Işıl ışıl dans ediyordu yıldızlar gökte. Sıkıntılar birer birer belirmeye başlamamıştı henüz, tüm hayatı alt üst edecek güçleri yoktu. Günler bir birinin aynısı olarak ilerliyordu, ne artı ne eksi idi hissiyatlar. Bir kabulleniş vardı, yalnızlığa selam olsundu. Göz kırpardık geceleri yalnızlığımıza.

Sonra sen geldin. Şarkıdaki gibi ; &quot;Leyla yeniden can buldu bak sayende..&quot; 

Sonra dünya değişti, adımlar sıklaştı, gülücükler anlam buldu, yaralar açıldı belki, ama ruhsuzluktan iyiydi. Kalbimin aynası olduğuna tanık oldukça her geçen gün yeniden hayat buldu &quot;Leyla&quot;. Yeniden anlam buldu hep o kurguyla döşenmiş yazılar. İçinde özlem geçen, içinde sevda geçen her satıra tek tek ismini yazdırdın alnıma kondurduğun öpücükle.

Değişmedin kalbimde. Mucizemdin. Sonuna geldi sonra verdiğin &quot;kum saati&quot;.  Gidişler, gitmeye hevesler başladı. Özlemler değişti. Kokusuna hasret uyunan geceler yerini sesine bile özleme bıraktı. Daha çok türkü dinlendi o gecelerde, daha çok gözyaşı serildi gittiğin yollara.

Kalbime söz geçiremedim. Durduramadım gözyaşımı. Gücümü yerle bir etti yokluğun. Başa döndüğümüzü kabul ettik &quot;yalnızlığımla&quot;. Ayna şekil buldu yüzümde, ne artı ne ekside olan günlere hasret kaldık.

Yalnızlığım ve ben.. İkimiz de biliyorduk bu seferkinin o çok eskide kalan huzurlu yalnızlık olmadığını.

İkimiz de görüyorduk ortada bir &quot;ikilik&quot; varsa onun sen ve ben olmadığımızı..

Yalnızlık kaleme sardırır, yokluğunda çok yazarım, sen bilmezsin. &quot;kurgu&quot; zannedersin hepsini. Senden önce olduğu gibi..

&quot;Verdiğin söz hükümsüz
Geçmedi gönül senden
Ettiğim aha inanma
Sana hiçbir kötülük gelmez benden&quot;

 </description>
<pubDate>Fri, 29 Sep 2006 11:35:12 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Vazgecerek sev beni</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=704</link>
<description>En azindan bir 10 yil oldu, seni kendimden sogutmaya calisali. Geceleri anlatilan masallara inanmayi korku dolu hikayelere tercih ederek ve urpererek uyuyali, en mutlu animda bile icimdeki yaranin acisini yasayali, en az bir 10 yil oldu.

Nadir anlarda nerden peydah oldugu belirsiz ictenlikleri yok sayali, sarhosken gozlerimi siki siki kapayip korkunc girdaplara, hastalikli bir korkuyla dalali, her karsima cikandan once hesap sorali, karsima daha cikmamislardan hic tukenmeyen bir umutla medet umali cok uzun zaman oldu, sen bilmezsin bunlari.

Ve simdi tam vazgecmisken, tam o urkek, derin bakan, cekingen gulen, aci ceken kucuk kiza 'al misketlerini ver misketlerimi' demisken, yeniden ictenliklere inanmayi haketmisken ve bunlari senin icin basarmisken sogutuyorsun beni tum cesur, gozukara, inadina nanik ceken aciya ve sabirsiz hamlelerden.

Ve belki de bu yuzden vazgectim, bu yuzden, sirf ruhum ruhuna bakip tamamdir dedigi icin, &quot;o bir korkak!&quot; diye kukredigi ve gereksiz cabalamalari, yine cikmaz sokaklari, yine o kucuk kizin misketleri ve yine anlamsizliklari kehanet ettigi icin seni sectim.

Sen bilmezsin, tastamam bir 10 yil oldu kacmaya baslayali... 'Neden, nicin' diye sorma; seni, beni, hepimizi dunyaya getirenlere bak, gercekten bak, gorerek bak, gozlerinde yarim kalmisliklarini gorup sozlerinde eksiklik korkularini duyarak bak, icinde kendini onlarla bir hissederek bak, sonra sorma bana...

Kac yil oldu sen beni kendinden sogutmaya calisali? Ayaginda demir gulleler ve sirtinda tozlu komur yuku dolu asir yasinda bir kufe, senin, benim, hepimizin ve onlarin soylarinin yukuyle, insan olmanin yukuyle bazen de, beni sevmeye mi geldin sen?

Hic birimiz olamadik o kadar cesur, o kadar kahraman. Olamadik o kadar inancli Tanri'ya ve biryerlerdeki saf arinmis, gururlu ve magrur ve fakat olumune sefkat dolu, herseyine ask dolu insanlarin varligina.

Hayir olmayacak, kanatlanip ucamayacagiz, yukleri sirtimizdan guzel gozlu ve hircin bir safkan gibi firlatip atamayacagiz tek bir hamlede, bunu yasayan hic bir varlik icin yapamayacagiz.

Birgun birine bakacagiz ve onun icin, onun yakininda kalabilmek, gozlerine bakabilmek, utanmadan sevebilmek, ruhunu unutmadan tenine dokunabilmek, yani onun hayatinin bir parcasi olabilmek icin en zorunu basaracagiz. 

Vazgecmeyi basarabilir misin? Benim olmak icin, hayali guzel olani hayal olarak birakmayi artik kabul edebilir misin? 

Ve ben simdi sana diyorum ki:

Korkularinla sev beni; gunun birinde bir bakmissin, korkmamayi ogrenmissin.

Bencilliginle sev beni; ben de zaten ilelebet bencilim.

Acilarinla sev beni; sev ki tedavi edeyim.

Yasadigin ve yasamaktan korktugun ne varsa, hepsiyle sev beni, ben de zaten seni oyle sevebilirim...

Vazgectigim o anda siki sikiya sarilmaktan yaralara, onlarin asla kapanmayacagini kabullendiren sensin. Beni fethetmeye geldin, vazgeciren olabildin. Seni vazgeciren olabilirsem, ne mutlu bana...</description>
<pubDate>Fri, 29 Sep 2006 02:39:52 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>koş ve uzan</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=702</link>
<description>neden yazı yazmak gelmiyor içimden uzun zamandır bilmiyorum..

ama sadece burda olmak bile güzel ..aslında bişeylerde okumuyorum yalan değil .

farkında olmadan kendimi normal hayata adepte ediyorum sanırım . belkide uzun zaman oldu günaşli bir günde çimenlere uzanmıyalı.. yarın sabah ilk iş koşulacak ve ardından çimenlere uzanılacak .. belkide gökyüzünden bir melek kopup gelir onu beklerıim bakarken günışığındaki yıldızlara ...</description>
<pubDate>Thu, 28 Sep 2006 01:36:36 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Başlık Yazmayı Bile Unutmuşum</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=701</link>
<description>Yazı Ekle butonuna günlerdir çalışmıyor muamelesi yaptığımın farkındayım sayın pek değerli meruşkomcuğum. Ancak bu tamamiyle  kendime &quot;merush bak kızım eski yazıların yanda görücüye çıkıyor, bak geçmiş zamana ne alengirli cümlelerin varmış, şimdilerde ne o öyle saçmalayabiliten doruklarda.. o halde hiç yazma kızım sen, otur öyle&quot; dediğimden mütevellit. Bunda son derece haklıyım ben. Bu yaşıma kadarki deneyimlerimin gördüğüm geçirdiğim herşey de bu haklılığımı kanıtlıyor. Ben ki edebiyat dünyası ile haşır neşir bir kimseyim. Doğaldır kendimi beğenmiyor oluşum. Beğenmemekten kastım çok fazla doğala yönelmiş olmam. Kahvehane ağzı kimi zaman, kimi zaman da çenesi düşük koca karı kıvamı. Hayır sevmedim.

Sonra baktım olmuyo yine yazmadan. Hadi blogda saçmalıyorum, arada güncük yazıyorum, arada bir de ahkam kesiyorum orda burda, ama yok. meruşkomumun tadı yok diyorum. Aferin iyi ediyorum.

Günlerim aslında o derece yoğunlukra geçmiyor. Halletmem gereken tonlarca kafa ağrısı da yok. Bir kaç parça şeyi yerli yerine oturtuğumda herşey güzel devam edecek eminim ki. Ben sanırım bu aralar &quot;aklımın iplerini saldım&quot;.o sebeple sanıyorum ki tüm bu yaptıklarım.

Herşeyi yerli yerine oturtmalı.

Okunacak kitaplar okunmalı.

Sonra görüşmeli. Evet.</description>
<pubDate>Sun, 24 Sep 2006 23:55:22 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ramazan Ayı, Biz ve Ötekiler</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=700</link>
<description>Bugün Ramazan ayının ilk günü. Dünya üzerinde Milyonlarca Müslüman için çok güzel ve özlenmiş bir gün.
Böylesi güzel günlerde Müslümanlar Allah'a daha fazala yaklaştıklarını hissedip, manen en yüksek seviyeye ulaşırlar. Yüzlerde gülücükler açar, insanlar birbirlerini ziyaret eder, beraber teravih namazlarına gidilir, evden eve yemekler dağıtlır, fakirler için iftar çadırları kurulur. Kısacası Müslümanlar bu ay içerisinde daha bir farklı olur.
Bu günün Hristiyanlar açısından nasıl değerlendirildiğini ve nasıl, hangi gözle bakıldığını bilmiyorum ama ABD ve yandaşlarının Müslüman Irak'a Ramazan ayı içinde kutsal gün dinlemeden, iftarda sofralara füzeler, sahurda da çay bardaklarına mermiler yağdırdığını unutmadım hiçbir zaman.

Hepinizin Ramazan ayını kutluyor bomba, kan ve gözyaşının olmadığı; sofralarda iftar topunun sesinin heyecanla ve sabırsızlıkla patlamasının beklendiği günler diliyorum.

 

 </description>
<pubDate>Sun, 24 Sep 2006 15:00:45 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sen giderken..</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=698</link>
<description>Tüm mevsimler hazandı 
Sen giderken... 
Gizli vadiler karanlıklara gömüldü 
Tomurcuklar açamadan kurudu dallarında 
Aşklar, umutlar yine başka bahara kaldı 
Sen giderken... 
Sessizce döküldü gözyaşları 
Boynu bükük bir papatyanın üzerine 
Güllere zamansız çığ düştü 
Ve bülbüllerin sesleri kısıldı 
Aşktan değil, ağlamaktan 
Sen giderken 
Ya sen mutlu oldun mu? 
Zira alışkanlığın üzere 
İki günlüktü tüm sevdalar gibi 
Benim yüreğimi acıtan bu koskoca aşk ta. 
Bildiğimiz bütün büyük aşklar 
Küçüldü küçüldü küçüldü 
Küçücük bir damla gözyaşıyla aktı yüreğime 
Sessizce ve sensizce... 
Yüreğim küstü yüreğine... 
Sen giderken... </description>
<pubDate>Tue, 30 Nov 1999 00:00:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Saygıdeğer Gazilere Saygısızlık</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=697</link>
<description>Dün Gaziler Haftası'ydı. Bu günü kutlamak için çeşitli konuşamalar ve gösteriler düzenlenmişti.
Ancak dikkatimi çeken üzücü bir olay vardı dün. Bilirsiniz böyle günlerde esnaf, dükkanlarının camlarına bayrak takar. Dün de öyle oldu, ama nasıl?
Ben, ilçenin küçük bir kıraathanesinde oturmuş birini beklerken bir zabıta memuru geldi ve kıraathane sahibine:
&quot;Çabuk bayrağını tak! Bak hala takmamışsın!&quot;
Kıraathane sahibi:
&quot;Neden, ne oldu ki.&quot;
Zabıta:
&quot;Gaziler Haftası da ondan.&quot;
Bu durumda adam istemeye istemeye bağrağı taktı. Ardından da küfretti.

Ben eskiden esnafın bu tür günlerde bağrağımızı isteyerek ve gurur duyarak taktığını sanırdım, ama öyle değilmiş. Zorla takılıyormuş. Bu durum har esnaf için geçerli değil tabiki.
Bu, işin bir boyutu.
İşin diğer boyutu ise daha vahim:
Şu anda o kıraathanede oturup çay içebiliyorlarsa o insanlar, bunu savaşlarda mermi yakan, gerektiğinde şehit düşen veya gazi olan o saygıdeğer insanlara borçlular. Bu kadar mı vurdumduymaz oldu bu millet.

***NOT***: Gazi denince akla ilk olarak dedeler geliyor. Oysa o günün şartlarında cepheye kucağında yeni doğmuş bebekleriyle mermi, gülle, yiyecek taşıyan NİNELERİMİZ de vardı. Gazinin erkeği kadını olmaz. Bir yastığa baş koymuşcasına çalışan bu milletin KADINIYLA erkeğiyle tüm gazilerine hakettikleri değeri verelim.
Saygılar...
_________________
ZAMANIN DEĞERİNİ EN İYİ KİM BİLİR?
Bir yılın değerini anlamak için
Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için
Erken doğum yapmış bir anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için
Haftalık bir gazetenin editörüne sor.
Bir saatin değerini anlamak için
Buluşmak için bekleyen aşıklara sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için
Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için
Bir kazadan sağ çıkan birine sor.
Bir milisaniyenin değerini anlamak için
Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor...</description>
<pubDate>Wed, 20 Sep 2006 22:45:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sıkı Sıkı Tut, Bırakma</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=696</link>
<description>Çok zor yıkılmış duvarları. Yıkıldığı için mutluymuş ama. Kalbinin derinindeki hisler her geçen gün mutlu etmiş onu. Dün gece gözlerindeki sevinç yoktu sanki. Karanlıklar içindeki toz pembe masalını anlatmadı bana dün gece. Dinlemedi de beni. Ben de kenarda bekledim. Sustum. Anlatmasını istedim , yapmadı.

Ne kadar umutluydu oysa.

Sabahtan beri çalan şarkıda bir teyze &quot;Bu sabah uyandım.. yeniden başladım&quot; dedikçe ağladı. Başlayacak bir hayat var mıydı ki ?

Peki benim geleceğim ?

Düşünen oldu mu hiç beni.. Sanmıyorum.

Şimdilerde ismim Yağmur'a eş değer tutulmuş. Benim olmadığım bir yerde, yağmur altında.</description>
<pubDate>Wed, 20 Sep 2006 11:12:43 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Eylül Yağmurlarında...</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=695</link>
<description>EYLÜL YAĞMURLARINDA YENİDEN SIZLAR YÜREK KIRIKLIKLARIM 


 g

ece 
 

bir yorgan gibi örterken kenti 
 

derin yalnızlığına gömülür evler 
 

dinlediğim bir hüzün şarkısı işler yüreğime 
 

ben seni duymak istedikçe 
 

inadına ses vermez duvardaki resmin 
 

aylardan eylül 
 

ve mevsim sonbahar 
 

tenime değen 
 

her yağmur damlası 
 

sönmeyen yeni ateşler ekler yüreğime 
 

oysa o kadar uzak 
 

ve o kadar dönülmez yollardasın ki 
 

gel desem 
 

dön desem 
 

bilirim sesim ulaşmaz 
 

gece daha karanlık 
 

rüzgar daha deli 
 

yağmur daha apansız 
 

ve sesimi yutar duvarlar 
 

veda ettiğinde yağmur yağıyordu 
 

sonra kapatılan musluklar gibi kesiliverdi 
 

önce sen unuttun
sonra yağmurlar 
 

şimdi tenime değen 
 

eylül yağmurlarında yeniden sızlar yürek kırıklıklarım 
 

gözlerimde sonbahar yeniden renklenir 
 

her yanda sararan 
 

ve yaşamımdan kopup giden yapraklar 
 

ve onu yutmaya hazırlanan aç toprak olsa da 
 

gelirsin umutlarım hep yeşil 
 

ve inadına her sabah yeniden çiçeklenir 
 

gece 
 

rüzgar 
 

yağmur 
 

ve sesimi yutsa da duvarlar 
 

bilmelisin ki 
 
gelişinle dalına geri yapışacaktır kopan yapraklar 
 
seni özledim </description>
<pubDate>Tue, 30 Nov 1999 00:00:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir soru</title>
<link>http://www.merush.com/index.php?module=read&amp;id=694</link>
<description>Sen yanlizligina inat butun bir geceyi,
sevgilinin dusuyle gecirebilir misin? Gelmeyecegini bile bile sanki her an
kapidan girecekmis gibi gozunu kirpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin?
Bugune kadar ne yasadiysan yasadin. Bunlarin hepsinden siyrilip,
ozunu asla kaybetmeden yeni bir kimlikle baska dunyalar
kurup yeni hayatini mutlu kilmak icin ugrasabilir misin?
Yagmurun altinda aklinda sevgilin , dudaginda onu anlatan bir sarkiyla
mirildanarak saatlerce yuruyebilirmisin? Oysa herkes kacmaktadir
yagmurdan .
Seni islatanin aslinda yagmur degil ask oldugunu anlayabilirmisin?
Yuregini cesurca acip, bazen aglamayi, bazen umitsizce
beklemeyi, bazen ofkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak niteledigi
sakin, beklentisiz ve suprizlere kapali hayatini terk etmeyi goze
alabilirmisin?
Nefes almani zorlastiran, yureginin yerinden firlayacak